Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat 28, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Superman/Batman Public Enemies

Public Enemies hevesle oturup izlediğim ve izlemeden önce DC evreninden alınan orjinal bir hikaye olduğu için harika olacağını düşündüğüm bir çizgi filmdi. Fakat, ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığına uğradım.

DVD kapağının üzerinde DC Universe Animated Original Movie yazısına aldanmayın, çünkü Türkiye'de daha önce Arka Bahçe yayıncılık bu cildi "Halk Düşmanları" adı ile çıkarmıştı. Mutlaka aranızda, benim gibi bu cildi okumuş olanlar vardır. Okumuş arkadaşlar çizgi filme 1 saatlerini ayırdıktan sonra ne demek istediklerimi daha iyi anlayacaklardır.

Sitemimi belli etmek için hikayeden biraz spoiler vermek zorunda kalacağım. Halk Düşmanları'nı okuyalı uzun zaman oldu fakat hatırladığım kadarı ile Superman'in Metallo'yu sağlam bir şekilde dayak manyağı yapması ile başlıyordu, çizgi filmde ise hikayeyi kısaltmak için direk ana olay örgüsüyle Metallo ve Superman kapışması başlıyor. Bunun yanında çizgi romandan birçok diyalog es geçilmiş. Daha önemli bir detay ver…

Binali ile Temir - Murathan Mungan

Şehir Tiyatrolarının düşündüren oyunlarından biri.

Çok etkileyici, anlatımıyla izleyiciyi içine alan bir hikayesi var.

Ormanın derinliklerinde tek başına yaşayan genç bir çoban ile namı ün salmış bir kabadayının yaşamları bir noktada kesişir. İkiside kendi dünyalarının en güçlüsü olma mücadelesindedir ve bunu yalnız yaşayarak yapmışlardır. Binali ile Temir.

Her insanın olduğu gibi ikisininde zayıf bir noktası vardır, kendilerinin bile bilmediği, keşfetmediği.
Öyle bir noktaya gelirlerki güçlü olmak hala önemli midir?

Hikayeyle ilgili daha fazla bilgi vermek istemiyorum, yalnız oyunla ilgili bahsetmek istediğim birkaç şey var.

İki kişinin oynadığı oyunda bir de anlatıcı var. Muazzam sesiyle, tonlamasıyla, jestleriyle izleyiciyi öyle bir etkiliyor ki, hipnotize olmuş gibi hikayeden hiç kopmadan seyretmemizi sağlıyor. Haldun Ergüvenç'i başarısından dolayı alkışlıyorum.

Oyun, iki güçlü erkek karakter arasında geçtiği için çok haşin sahneler de içeriyordu. Kavga ve işkence sahnelerinde iki oy…

Canvastar - Fotoğraf Baskılarınız İçin Bir Öneri

Son zamanlarda fotoğrafçılık hobisi epey yaygınlaştı.

Bu güzel uğraş sayesinde artık bakmıyoruz, görüyoruz.

İşte bu çok önemli. Gözümüz beynimizin başka kısımlarını çalıştırıyor, bu yolla hayal gücümüz, farkındalığımız ve sanatsal duyularımız harekete geçiyor. Anda kalıyor, anı yaşıyor, güzellikleri görüp yaşama inancımız ve bağlılığımız artıyor.

Dijital teknoloji ile istediğimiz kadar fotoğraf çekiyor, bastırma ihtiyacı duymadan bilgisayarımızda depolayabiliyoruz.
Ama benim gibi, fotoğraflarını güvenceye almak, elimle tutabileceğim bir albüme sahip olmak ve en önemlisi en güzel fotoğrafları evimizde sergilemek düşüncesinde olanlara harika bir önerim var.

Klasik yöntem kağıda baskı yerine fotoğraflarınızı tuvale bastırmaya ne dersiniz.

Ben bugün Canvastar'a bu yöntem için verdiğim siparişleri teslim aldım ve çok beğendim. Fotoğraflarım pamuk astarlı, 1. sınıf tuval üzerine aktarıldı ve bir tablo haline geldi.

Kendi fotoğraflarınızı bastırabildiğiniz gibi onların arşivlerinde bulunan 3000…

Breakfast at Tiffany's ve Audrey Hepburn

İlk söyleyebileceğim söz su olur. "Çok şirin bir film."

Özellikle gece yatmadan önce seyredip, tüm stresten uzaklaşmış olarak uykuya geçmenizi sağlayacak bir terapi filmi.

Audrey Hepburn'u bilenler bilir, hızlı hızlı ve melodik bir konuşması vardır. Film boyunca onu takip etmek epey zor ama keyifli, canlandırdığı karakter de aklına koyduğunu yapan, havai, sevimli ve eğlenceli biri.

İncecik vücuduna gece gündüz giydiği siyah şık ve zarif kıyafetleri ve dirseğine kadar taktığı eldivenleriyle oluşturduğu soylu görünümünün altında zenginlik hedefine ulaşmaya çalışan peşparasız eski bir çiftçi karısı yatmakta aslında.

Partilerde boy göstererek zengin koca avındaki Holly Golightly, New York'ta oturduğu apartmana taşınan meteliksiz yazar Paul Varjak (George Peppard) ile dost olurlar, zamaniçinde bu dostluk dile gelmeyen bir aşka dönüşür. Elbetteki Holly'nin kıstaslarına uymayan bir erkektir.

Bu arada filmin adının niye Breakfast Tiffany's olduğuna gelince, Tiffany günümü…

Daredevil: Batman Göndermesi

Geçen gün arşivimdeki Daredevil'i kurcalıyordum, sanırım ilk okuduğumda yeterince dikkat etmemişim. Son okuyuşumda anladım ve ilginç geldiği için paylaşma ihtiyacı duydum. Turk (Daredevil'in yıllardan beri bilgi aldığı karakter) oturmuş arkadaşlarına kolpa (argo: uydurma) bir hikaye anlatıyor. Hikaye'de Daredevil'ı nasıl dövdüğünden bahsediyor. Fakat sanırım kendisi fazla çizgi roman okumuş (tıpkı biz çizgi roman severler gibi). Daredevil'ı gidip Batman ile özdeşleştirmiş ve Batman'i patakladığı bir senaryo oluşturmuş. Resmi büyütüp incelediğinizde Batman'in mağarasından, gadget kemerinden, mağarasındaki çok monitörlü sistemden ve Dinazor heykelinden bahsediyor. Eğlenceli bir olay olmuş.

Kabare - Şehir Tiyatroları

M-ü-k-e-m-m-e-l !

Harika bir performans harika bir oyun. Büyük bir keyifle izledim, çok etkilendim ve gurur duydum.

Tam 2,5 saat yüksek tempolu, herbir duyguyu hissederek ve hissettirerek , müthiş danslar ve şarkılar eşliğinde oyunu ortaya koyan oyuncularımızı çok çok tebrik ederim.

Oyun boyunca piyano, akordeon, klarnet, saksafon, trompet, trombon, davul ve bastan oluşan harika bir orkestra eşliğinde oyuncuların tüm performansları canlı ve mikrofonsuz.
Dekor büyük bir hız ve ustalıkla sürekli değişmekte, kostümler cüretkar ve oyunun ruhunu çok iyi yansıtmakta (bundan dolayı ayrıca tebrik ediyorum)

Oyunun yıldızları ve ayakta dakikalarca alkışlanası oyuncuları ise elbetteki Emcee yani Klüp'ün sunucusu rolündeki Mert Turak ve Sally rolüyle Senan Kara Tutumluer.

Mert Turak, gay bir sunucu ve showmen'i koca koca gözleri, kocaman gülümseyişi, mimikleri, vücut dili ve sahnede tüm gözleri üzerine çeken performasıyla sergileyişi bir harikaydı. Kocaman alkışlar ona..

Birde Senan Kara Tutumlu…

Wanted: Kübik Ofisteki J.G. Millar Yazısı

Not: Filmi izlemediyseniz, yazıyı okumadan önce bir kez daha düşünün derim, ufak birkaç spoiler var.

"Wanted" isimli çizgi romandan daha önce bahsetmiştim. Bildiğiniz üzere, bu çizgi romanın 2008 yılında bir film uyarlaması yapıldı. Film her ne kadar eğlenceli olsa da bir kaç sahne ve karakter isimleri dışında çizgi romanla pek bir alakası yoktu (Çoğu çizgi roman sever böyle düşünüyor) . Son zamanlarda artan çizgi roman uyarlamarının trailer'larını izlerken bir yandan da eski uyarlamarı düşünüyordum ki aklıma Wanted'ı sinemada izlediğim gün, filmin sonlarına doğru gördüğüm ilginç bir sahne geldi. Filmin son dakikalarında Sloan, Wesley'i avlamak amacı ile iş yerine geldiğinde kübik ofislerden birine yaklaşıyor. Aslında çok şaşırılcak bir durum değil, filmlerde ve çizgi romanlarda bu tür göndermeler sık sık oluyor. Neyse konu dağılmasın, işte tam yaklaştığında kübik ofisin üstüne yazılmış "J.G. Millar" ismini görüyorsunuz. Bildiğiniz üzere Wanted serisi…

Nine Filmi

1960'lara İtalya'ya gidiyoruz hemde bir Broadway Show görselliğinde.
Filmle ilgili düşüncelerim için www.artimetre.com'a tıklayın lütfen.

Boondock Saints 2: All Saint's Day

" Şehrin Azizleri geri döndü"

İlk filmiz izlediğimde çok küçük olmama rağmen absürd saheneleri ve Kardeşlerin İrlanda aksanını hala hatırlarım. Oyunculuk, senaryo, sahneler, her şey müthişti.

Hayranların uzun bekleyişinden sonra Boondock Saints 2: All Saint's Day vizyona girdi (hatta çok oldu, ama ben torrent'tan adam gibi bir versiyon bulup indirene kadar, ohoo...). Oyuncu kadrosunda kardeşler ve babaları sabit, eklenen çıkan oyuncular ve arada hayranların çok hoşuna gideceğini düşündüğüm sürprizler var. Birinci filmden kopmamış, tarz olarak büyük bir değişiklik yok. Arada sırada ufak flashback'ler ile bir origin hikayesine gidiliyor. Filmin mizah anlayışı tıpkı eskisinde olduğu gibi, hatta biraz daha ağırlık verilmiş denebilir. İlk Filmi sevenlerin bunu da seveceğini düşünüyorum.

Editör Puanı: 7.8