Url Kısal ,Link Kısalt Şifrele ! KütüpHane.Net Türkiye'nin Bilgi Merkezi !

SEARCH

BLOG SEARCH / BLOGDA ARA

24 Ekim 2010 Pazar

Yaratılış Mitleri




10) Nors Mitolojisi
Geniş omuzlu, adeleli tanrıları ve balık etli tanrıçalarıyla İskandinav ve Germen kavimlerinin eski Nors dini, kesinlikle çok ilginç bir yaratılış miti. Norse bilimine göre Dünya (Midgard) var olmadan önce, ateş kılıcını kullanan Surt tarafından korunan korla kaplı Muspell; büyük bir boşluk olan Ginnunagagap ve buzlarla kaplı Niflheim vardı. Niflheim’ın soğuğu Muspell’in alevlerine dokunduğunda buzların çözülmesiyle dev Ymir ve büyük inek Audhumla ortaya çıktı. Sonra, inek, tanrı Bor ve karısını yalayarak hayata döndürdü. Çift’in Buri adlı bir çocuğu oldu. Buri’nin ise üç oğlu oldu: Odin, Vili ve Ve. Oğullar kalkıp Ymir’i öldürdü. Ymir’in etinden Dünya; kemiklerinden dağlar; saçından ağaçlar; kanından ise nehir ve denizler yaratıldı. Ymir’in içi oyulmuş kafatasından tanrılar yıldızlı cenneti yarattı.
9) Perslerin dini, Zoroastrianizm
Pers bölgesinin Bundahişn’i, tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatıyor. Dağ Alburz, gökyüzüne değene kadar 800 yıl büyüdü. Göğe dokunduğu noktadan yağmur yağmaya başlayınca Vourukaşa denizi ve iyi büyük nehir meydana geldi. İlk hayvan olan beyaz bir boğa Veh Rod nehrinin kenarında yaşıyordu fakat kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü. Boğanın spermleri aya taşındı ve birçok hayvan ve bitki yaratıldı. Nehrin diğer kıyısında güneş gibi parlayan ilk adam Gayomard yaşıyordu. Angra Mainyu onu da öldürdü. Güneş, spermlerini 40 yıl arıttı ve onlardan revent bitkisi filizlendi. Bu bitki ilk ölümlüler Maşya ve Maşyanag’a dönüştü. Angra Mainyu, onları öldürmek yerine kendine tapmaları için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz çocuk dünyaya getirdiler ama günahlarının borcu olarak çocukları yediler. Uzun bir zaman sonra yine ikiz çocukları dünyaya geldi; onlardan da bütün insanlar (özellikle de Persler) meydana geldi.
8) Babil’in nehirlerinin kıyısında
Babil yaratılış miti Enuma Elish, su tanrıları Apsu ve Tiamat ile başlar ve daha genç Ea ve erkek kardeşleri gibi birçok tanrının yaratılışını anlatır. Fakat bu genç tanrılar o kadar çok gürültü yapar ki Apsu ve Tiamat uyuyamazlar. Apsu onları öldürme planları yapar ama Ea hızlı davranıp Apsu’yu öldürür. Tiamat öç almak için aralarında çılgın köpek ve akrep adamın da bulunduğu birçok canavar yaratır. Ea ve tanrıça Damkina kendilerini koruması için , dört gözü, dört kulağı olan dev tanrı Marduk’u yaratır. Marduk, Tiamat ile dövüşürken rüzgarları silah olarak kullanır ve Tiamat’ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatır; sonra da kalbine ok saplayarak öldürür. Marduk, Tiamati’nin vücudunu ortadan ikiye böler ve yeri ve gökleri yaratmak için kullanır. Daha sonra tarım gibi tanrıların yapmak istemediği işleri yapmaları için insanı yaratır.
7) Eski Mısır ruhları
Eski Mısırlıların birçok yaratılış miti vardı. Herşey Nu’nun kıvrılarak dönen çılgın suyuyla başlar. Atum önce kendini yaratır sonra da bir dağı. Yoksa duracağı bir yer olmazdı. Atum’un cinsiyeti yoktur ve herşeyi gören bir göze sahiptir. Atum, bir oğul sıçratır. Bu hava tanrısı Shu’dur. Atum sonra bir kız kusar. Bu da nem ve bulutların tanrıçası Tefnut’tur. İkisinin görevi kargaşadan düzen yaratmaktır. Shu ve Tefnut, dünya Geb ve gök Nut’a can verir. Başlangıçta ikisi de birbinine sarmalanmış olsa da Geb Nut’u yukarıya kaldırır. Yavaş yavaş dünyada düzen hüküm sürmeye başlar ama Shu ve Tefnut geri kalan karanlıkta kaybolur. Atum herşeyi gören gözünü çıkarır ve onları aramaya yollar. Shu ve Tefnut gözün sayesinde geri döndüğünde Atum sevinçten ağlar. Gözyaşlarının dünyaya değdiği yerde insan meydana gelir.
6) Aztekler
Azteklerin anası Coatlicue, insan kalp ve ellerinden kolyesi ve yılanlarda eteğiyle çok ürkütücü. Hikayeye göre, Coatlicue obsidiyen bir bıçak tarafından hamile bırakılıyor ve ay tanrıçası olan Coyolxauhqui’yi ve güney semalarında yıldız olacak 400 erkek çocuğu dünyaya getiriyor. Daha sonra, gökten türlerden yapılmış bir top düşüyor. Bunu bulup kemerine bağlayan Coatlicue yine hamile kalıyor. Coyolxauhqui ve kardeşleri, çocuğun kimden olduğunu bilmedikleri için çok şaşırıp kızıyor. Fakat Coatlique’nin karnındaki savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli annesinin rahminden tamamen büyümüş ve silahlı bir halde çıkıyor. Huitzilopochtli Coyolxauhqui’yi ateşten bir yılan yardımıyla öldürüp kafasını gökyüzüne fırlatıyor. Coyolxauhqui orada aya dönüşüyor.
5) Orta Krallık Çin
Karşıt güçler yin ve yang’ı içeren bir kozmik yumurta zamansız boşlukta yüzer. Bir kuluçka süresinden sonra ilk varlık olan Pan-gu ortaya çıkar. Yumurtanın ağır kısım yin aşağıya çökerek toprağı oluştururken hafif kısım yang ise yukarı çıkıp havayı meydana getirir. Kısımların yeniden oluşmasından korkan Pan-gu dünyanın üzerinde durup göğü havaya kaldırır. 18 bin yıl boyunca her gün 300cm büyüyerek gökyüzünü de genişletir. Görevi sona erince de ölür. Vücudunun parçaları evrendeki cisimlere dönüşür. Bazıları üzerindeki bitlerin insana dönüştüğünü söyler. Fakat bir başka açıklama da mevcut. Tanrıça Nuwa yalnızdır ve Sarı Nehir’deki çamurdan erkeği yaratır. İlk insanlar onu çok neşelendirir fakat insan yapmak uzun sürer. Bu yüzden dünyaya toprak zerreleri atar ve bu zerreler insan olur. Bu acelece yapılan insanlar halkı oluştururken ilk yaptıkları asilleri oluşturur.
4) Ada ülkesi Japonya
Tanrılar iki ilahi kardeş yarattılar: eski bir okyanusun üzerinde yüzen bir köprüde duran erkek kardeş İzanagi ve kız kardeş İzanami. İzinagi ve İzinami ilk adaya çıktılar ve orada evlendiler. Çiftin dört sakat çocuğu oldu. Tanrılar bunu protokolün ihlal edilmesine yordular. Evlilik ritüelinde ilk İzanami konuştu. Evlilik törenin doğru bir şekilde tekrarlayan çift ilişkiye girdi ve Japonya adası ile diğer tanrı ve tanrıçaları yarattılar. Fakat İzanami, ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami’nin doğumunda öldü. Çok üzülen İzanagi onu ölülerin bölgesi Yomi’ye kadar takip etti. İzanagi İzanami’nin çürüyen bedenini gördüğünde çok korktu ve kaçtı. Öfkelenen İzanami diğer korkunç kadınlarla birlikte onun peşine düştü. Yomi’nin girişinden kaçan İzanagi girişi kayayla kapattı. Böylece ölümü yaşamdan sonsuza kadar ayırmış oldu.
3) Hint Kozmolojisinin Brahma’yla randevusu
Hint kozmolojisi birçok yaratılış miti içeriyor ve yüzyıllar boyunca asıl oyuncular sürekli değişiyor. En eski Vedik metninde Rig Veda, Puruşa adında bin kafalı, gözlü ve ayaklı bir devi anlatıyor. Pruşa parmaklarıyla dünyayı sarıyor. Tanrılar Pruşa’yı kurban edince vücudu yağ üretiyor. Bu yağdan hayvanlar doğuyor. Vücudunun parçaları dünyanın elementlerine ve Agni, Vayu ve İndra tanrıçarına dönüşüyor. Aynı zamanda Hindu toplumunun dört kastı Pruşa’nın bedeninden var oluyor: rahipler, savaşçılar, halk ve hizmetkarlar. Tarihsel olarak Brahma (yaratan), Vişnu (koruyan) ve Şiva (mahveden) önem kazandı. Brahm, uyuyan Vişnu’nun karnından çıkan nilüferde ortaya çıkıyor. Brahma daha sonra 4.32 milyar yılda evreni yaratıyor. Şiva evreni yok ediyor ve döngü böyle devam ediyor.
2) Titanlar
Eski yunan şairleri çeşitli kozmogoniler öne sürdü. Bunlardan en iyi korunmuş olanı Hesiod’un Teogoni’si. Teogoniye göre ilksel kaostan Gaia (toprak ana)’nın da içinde bulunduğu en eski ilahi güçler çıktı. Gaia gökyüzü Uranüs’ü kendini sarması için yarattı. Hekatonşir (50 kafalı, 100 elli canavar), Cyclopes gibi bir çok yaratıktan oluşan bir ekip kurdular. Sonrada Titanlar meydana geldi. Uranüs kendi çocuklarından nefret ederek onları Tartarus’a hapsetti. Öfkelenen Gaia devasa bir orak yapıp en küçük oğlu Kronus’a verdi. Uranüs Gaia ile ilişkiye girmek için geldiğinde Kronus belirdi ve babasının cinsel organlarını kesti. Uranüs’ün cinsel organlarının yayıldığı yerlerden canavarlar ve devler çıktı. Testislerinin yayılmasıyla meydana gelen deniz köpüğünden tanrıça Afrodit doğdu. Daha sonra, Kronus, Zeus ve Olimpiyanlar’dan oluşan ikinci nesil tanrılara babalık etti.
1) Musevi-Hıristiyan ve İslam İnançlarının doğuşu
Yahudi Torah ve Hıristiyan İncil’in ilk kitabı olan Cenesis/Genesis iki yaratılış hikayesi barındırır. Bunların ikisi de Musevi, Hıristiyan ve İslami inançlarda dünyanın yaratılışı olarak kabul edilir. İlkinde Tanrı “Işık olsun,” der, ışık meydana gelir. Altıncı günde Tanrı gökyüzünü, toprağı, bitkileri, ayı, güneşi, hayvanları ve insanları yaratır. Yedinci günde Tanrı dinlenir ve yarattıklarını düşünür.

İkinci hikayede Tanrı ilk insan Adem’i topraktan yaratır, cennete/bahçeye koyar ve yasak ağaçtan elma yememesini öğütler. Adem yalnızdır. Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. Konuşan bir yılan Havva’yı elmayı yemesi için ikna eder, Havva da Adem’i. Tanrı öğrendiğinde onları cennetten kovar ve ölümlü yapar.

29 Mart 2010 Pazartesi

Yunan Mitolojisi ve Ezoterizm: Küçük Bir Sözlük

(Bu derleme, sahibinden izin alınarak ilk olarak burada yayınlanmıştır. Alıntılamak isteyenlerin buradan yazara ulaşmaları rica olunur.)

Ezoterizm açısından bakıldığında mitolojiler, mitolojilerde yer alan tanrılar, tanrıçalar ve efsaneler doğanın yüce hakikatlerini ve doğa yasasının soyut ilkelerini anlaşılır kılmak için kişileştirilmiş ve somutlaştırılmış evren dinamikleri ve sırlarıdır. Ezoterik felsefe tarihine bakıldığında, anlamayacakların eline geçmemesi için özellikle sembolizme saklanmış bu muazzam bilgiye yalnızca seçilmiş bilgelerin inisiye edildikleri görülür.
Dolayısıyla, pagan topluluklarda sıradan halk, putlaştırılmış tanrıların sunaklarına sunularını getiriken; bilgeler, bu mermer heykelleri yüce soyut hakikatlerin sembolik cisimleşmeleri olarak görmüşlerdir. Paganların felsefi-dini öğretileri, toplumu oluşturan iki insan grubu (bilgeler ve hayatın derin gizlerini idrak etmeden uzak çoğunluk) için ikiye ayrılmıştı. Bilgelere ezoterik, yani ruhani öğretiler açıklanırken, yeterli akli melekelere sahip olmayanlara sadece ekzoterik, lafzi, zahiri yorumlar öğretiliyordu.
Aşağıda, Manly P. Hall'un Tüm Çağların Gizli Öğretileri kitabından alıntılanan, Yunan mitolojisi ile ilgili bazı sembolik yorumlamaları okuyabilirsiniz:
Eleusis Gizemleri (Ceres ve Persephone)
Kadim dini gizemler arasında en meşhuru, Eleusis şehrinde Ceres ve kızı Persephone onuruna beş yılda bir kutlanan Eleusis Gizemleri'dir. Eleusis kültü, Küçük ve Büyük Gizemler olarak ikiye ayrılırdı. Küçük Gizemler Persephone'ye adanmıştı.

Küçük Gizemler, saf olmayan ruhun yersel bir bedenle sarmalanmış, maddi ve fiziksel doğayla
kuşatılmış durumunu göstermek için kurulmuştur. Efsanede, Ceres'in kızı Persephone yeraltı tanrısı Plüton veya Hades(1) tarafından kaçırılır. Persephone güzel bir korulukta çiçekler toplarken yer birdenbire açılır, ölümün karanlık efendisi muhteşem savaş arabasıyla kasvetli derinliklerden çıkar ve çığlıklar atıp çırpınan tanrıçayı yeraltı alemine götürerek kraliçesi olmaya zorlar. Gizemlerde genellikle Psyche denilen ve Persephone ile sembolize edilen insan ruhu, esasında maddi olmayan, ruhani bir şeydir. Onun gerçek evi, yüksek alemlerdir. Burada maddi form ve maddi kavramların bağlarından özgür olarak tümüyle canlıdır ve kendini eksiksiz ifade eder.

Bu öğretiye göre insanın fiziksel, beşeri doğası ve bedeni bir mezar, bir bataklık, bütün hüzün ve ıstırabın kaynağı olan sahte bir şeydir. Platon, bedeni ruhun tabutu olarak tarif eder ve bununla yalnızca insanın cismini değil, aynı zamanda beşeri doğayı kasteder. Bu efsanede, yeraltı aleminin hükümdarı Plüton, insanın bedensel aklını temsil eder. Persephone'ye tecavüz, hayvani nefsin saldırıp kirleterek Hades'in kasvetli karanlıklarına doğru çektiği ilahi doğayı sembolize eder. Hades maddi, nesnel bilinç seviyesinin hakim olduğu alemin sembolüdür.
Küçük Gizemlerin kasveti ve sıkıntısı, beşeri ortamın sınırlarını ve yanılsamalarını kabul ettiği için kendini dışa vuramayan ruhun ıstırabını temsil eder. Eleusisçi savın özü, insanın ölümden sonra hayatta olduğundan ne daha iyi ne de daha akıllı olmasıdır. Buradaki geçici misafirliği sırasında cehaletin üzerine yükselmezse, ölünce, sonsuza kadar amaçsız dolaştığı, bu yaşamda yapmış olduğu hataları sonsuza kadar yaptığı ebediyete gider. Fiziksel hayatlarında kendilerini geliştirmek için bir şey yapmayan, ruhları uyku halinde olanlar, ölümde Hades'e giderler ve burada hayat boyunca uyudukları gibi sonsuza kadar uyurlar.

Eleusis filozoflarına göre fiziksel dünyaya doğmak kelimenin tam anlamıyla ölümdür; ruhani anlamda tek gerçek doğum, insanın spiritüel doğasının kendi etsel doğasının rahminden çıkmasıdır. Tıpkı suda (kadimlere göre yanılsamalı ve geçici bir element olan su, maddi evreni temsil ederdi) kendine bakan Narcissus'un bir yansımayı kucaklayabilme uğruna hayatını kaybetmesi gibi, insan da doğanın aynasına bakıp yansımasını gördüğü cansız toprağı kendi gerçek benliği kabul ederek, fiziksel hayatın ona sunduğu kendi ölümsüz görünmez benliğini gerçekleştirme şansını yitirir. Kadim inisiyelere göre, insanların çoğu yaşayan ruhları tarafından değil, akılsız (dolayısıyla ölü) hayvani kişilikleri tarafından yönetilirdi.
Büyük Gizemler ise Persephone'nin annesi Ceres'e aitti. Ceres, kaçırılan kızını bulmak için dünyayı dolaşırken temsil edilir. Ceres, kayıp çocuğunu (ruh) bulmak için yanında iki meşale -sezgi ve akıl- taşır. Sonunda Persephone'yi Eleusis'ten çok uzak omayan bir noktada bulur ve minnettarlığı için oradaki halka buğday ekimini öğretir.

Ceres, ölülerin ruhlarının tanrısı olan Plüton'un önüne çıkar ve ondan Persephone'nin evine dönmesine izin vermesini ister. Tanrı, Persephone ölümlülük meyvesi olan nardan yediği için, önce bunu yapmayı reddeder, sonra uzlaşmaya yanaşarak Persephone'nin, yarım yıl Hades'in karanlığında onunla birlikte yaşamayı kabul etmesi şartıyla yılın geri kalan yarısında yukarı dünyada yaşamasına izin verir.

Yunanlılar Persephone'nin solar enerjinin tezahürü olduğuna inanıyorlardı. O, kış ayları boyunca Plüton'la birlikte yer altında yaşıyor, fakat yazın bereket tanrıçasıyla birlikte geri dönüyordu. Bu durum, karanlık doğa (beden) ve aydınlanmış doğa (ruh) ikiliğine sahip insanın temsiliydi.

Baküs/Dionisos
Baküs kültü, Baküs'ün Titanlarca parçalara ayrılması metaforu üzerine biçimlenir. Bu devler, Baküs'ün bir aynada kendi imgesiyle büyülenmesine neden olarak onu parçalarlar. Sonra da parçalarını önce suda haşlar, ardından pişirirler. Pallas, öldürülen tanrının kalbini kurtarır ve bu sayede Baküs'ün eski ihtişamından hiçbir şey yitirmeden yeniden dirilmesi sağlanır. Titanların işlediği suçları gören Zeus, [Gnostik inanca göre fiziksel evrenin yaratıcısı olan Demiurge(2)] Titanların bedenlerini göksel ateşle yakarak onları yok eder. Baküs'ün etinden yemiş olan Titanların küllerinden insan ırkı yaratılır.

Baküs, aşağı dünyanın rasyonel ruhunu temsil eder. Titanların, yani dünyevi kürelerin lideridir. Baküs hali, rasyonel ruhun kendini bilme hali içindeki birliğini işaret eder; Titan hali ise rasyonel ruhun evrene dağılmış, dolayısıyla kendi özsel birliğine dair bilincini yitirmiş çeşitliliğini gösterir.
Baküs'ün baktığı ve düşüşüne neden olan ayna, büyük yanılsamalar denizi, Titanların yarattığı aşağı dünyadır. Baküs, önünde gördüğü imgeyi kendi sureti kabul eder ve kendi benzerliğine ruh verir. Baküs kendi yansımasını ve yaratısını gördükten sonra, dünyanın rasyonel ruhu parçalara ayrılır ve Titanlar tarafından özsel doğasını oluşturan dünyevi küreye dağıtılır. Ancak onun kalbi ya da kaynağını dağıtamazlar. Titanlar, Baküs'ün parçalanmış bedenini alıp suda kaynatmışlardır: Maddi evrene gömülme sembolü. Parçaların bundan sonra pişirilmesi ruhani doğanın formdan çıkıp yükselmesini gösterir.

Baküs'ün babası ve evrenin Demiurge'ı Zeus Titanların rasyonel ve ilahi fikri sürekli olarak aşağı dünyayı oluşturan parçalara ayırdığını görünce, ilahi fikrin tamamen yok olmaması için Titanları yok etti. Titanların küllerinden insanlığı yarattı. İnsanlığın amacı, Baküsçü fikri, yani rasyonel ruhu Titanların müdahelesinden korumak ve sonunda ortaya çıkarmaktır. Ölüm sadece bu aşağı evrende mevcuttur: Dağılma meydana gelir ki daha yüksek bir form veya akıl düzeyinde yeniden birleşme gerçekleşsin. Zeus'un şimşekleri onun dağıtıcı gücünün sembolüdür; ölümün amacını, yani rasyonel ruhu irrasyonel doğanın obur kuvvetinden kurtarmayı gösterir. İnsan bileşik bir yaratıktır: Aşağı doğası Titanların parçalarından ve üst doğasıysa Baküs'ün kutsal, ölümsüz etinden (hayatından) oluşur. Dolayısıyla insanda hem Titansı hem de Baküsçü varoluş mevcuttur. Baküs'ün 12 Titanca öldürülmesi ve parçalanmasıysa, Titanların dünyevi hayat meşguliyetleriyle çarpıtılmış olan Zodyak güçlerini temsil ediyordu. Bu bedenin çeşitli kısımlarından dünyevi formlar yaratıldığı zaman bütünlük duygusu yok olmuş, yerine ayrılık duygusu geçmiştir. Pallas tarafından kurtarılan Baküs'ün kalbi, rasyonel ruhun ölümsüz merkezidir. Rasyonel ruh, bütün yaratım ve insan doğasına dağıtıldıktan sonra, onu irrasyonel Titansı doğadan ayırmak amacıyla Baküs Gizemleri kurulmuştur. Bu ayırma, ruhu ayrılık halinden birlik haline yükseltme sürecidir.

Orfeus ve Eurydice
Kendisini baştan çıkarmaya çalışan zalim bir çapkından kaçan Eurydice, onu topuğunda sokan bir yılanın zehriyle ölür. Yeraltına inen Orfeus, müziğiyle Plüton ve Persephone'yi öyle büyüler ki Eurydice'in hayata dönmesine izin verilir. Ancak bir şart koşarlar: Orfeus'un, kadının peşinden gelip gelmediğini anlamak için geriye bakmasını yasaklarlar. Eurydice'in onu kaybedeceğinden çok korkan Orfeus arkasına bakar ve Eurydice tekrar ölüm ülkesine çekilir. Bundan sonra da Orfeus teskin edilemez halde dünyayı dolaşır. Ölümüyle iligli çelişen bir sürü hikaye vardır. Fakat yaygın kanıya göre, Kikonesli kadınlar tarafından parçalara ayrılmıştır. Başı bedeninden koparıldıktan sonra liriyle birlikte Hebrus nehrine atılmış, buradan denize doğru sürüklenirken yolda bir şelalede kayaya takılarak yıllarca kahinlere hizmet etmiştir. Orfeus öteden beri müziğin tanrısı olarak kabul edilir. Yedi telli liriyle öyle kusursuz melodiler çalmıştır ki tanrıları bile heycanlandırmıştır. Lirin tellerine dokunduğu zaman kuşlar ve hayvanlar etrafında toplanmış, ormanda lirini çalarak yürüdüğü zaman çok yaşlı ağaçlar bile köklerini topraktan söküp onu takip etmiştir.

Müzik, ilahi sırları sembolize ederken, Orfeus müzikle ifşa edilen gizli öğretidir. Eurydice, yanlış bilgi yılanınca ısırılarak ölen ve cehaletin yeraltı dünyasında yaşayan insanlıktır. Orfeus, ölümden kurtarsa da, insan ruhundaki içsel kavrayışa güvenemediği için dirilişini (kendisine kesin dönüşünü) gerçekleştiremediği insanlığın kalbini kazanan teolojiyi sembolize eder. Orfeus'u parçalarına ayrıan Kikonesli kadınlar hakikatin gövdesini parçalayan çeşitli çelişik teolojik hizipleşmeleri gösterir. Orfeus'un başı, ezoterik öğretilerdir. Bu öğretiler (beden) parçalandıktan sonra bile yaşamaya devam eder. Lir Orfeus'un gizli öğretisidir, yedi tel, evrensel bilginin anahtarı olan yedi anahtarı (irade, bilgelik, sevgi, saflık, bilgi, barış, özgürlük) gösterir. Ölümüne dair farklı anlatılar, gizli öğretileri yok etmenin farklı yollarını sembolize ederler. Orfeus'un müziğinin peşinden ağaçların ve hayvanların gitmesi, gizli öğretilerin kusursuzluğuna ve bilgeliğine sahip kişinin fiziksel evrenin tüm varlıklarını etkileyebileceğini ve aydınlatabileceğini gösterir.

Oedipus ve Sfenks
Mısırlı Sfenks, Oedipus efsansiyle yakında ilişkilidir. Oedipus Thebes'e giden yolu kesen, kanatlı aslan vücuduna ve bir kadın başına sahip bu garip yaratığın meşhur bilmecesini çözmüştür. Sfenks herkese şu bilmeceyi sorar: "Sabahları dört ayak, öğlenleri iki ayak ve akşamları üç ayakla yürüyen hayvan hangisidir?" Sfenks, bilmecenin cevabını bulamayanları yok eder. Oedipus, cevabın insan olduğunu söyler. Çünkü insan bebekken dört ayaklı, ergenlikte iki ayaklı ve yaşlılıkta baston yardımıyla yürüdüğü için üç ayaklıdır. Bilmecenin cevabını bilen birinin olduğunu gören Sfenks, kendini yol kenarındaki uçurumdan aşağı atarak ölmüştür. Ayrıca bilmecenin bir diğer cevabı da Pisagorcu sayı teorisiyle ilgilidir. 4, 2 ve 3 sayılarının toplamı 9 eder ki bu, insanın ve alt alemlerin sayısıdır. 4 sayısı cahil insanı (bebeklik, cahillik dönemi), 2 sayısı eğitimli insanı (iki ayaklı yetişkin, normal gelişmişlik düzeyindeki insan), 3 sayısı (kurtulmuş ve aydınlanmış insan, iki ayağına bilgelik asasını ekler) ise ruhani insanı gösterir. Sfenks, doğa gizemi, gizli öğretinin cisimleşmesidir. Onun bilmecesini çözemeyen herkes yok olacaktır. Sfenksi geçmek, ölümsüzlüğe ulaşmaktır. (Sfenks Mısırlılar için gücün ve zekanın sembolüdür. İnisiye ve tanrıların hem dişil hem de eril yaratcı kuvvetlerden pay aldıklarını göstermek için androjen olarak tasvir edilmiştir.)

Truva Savaşı
Kadim öğretilere göre bir yük hayvanı olan at, spiritüel yapısının ağırlığını taşımaya zorlanmış olan insan bedenini sembolize ederdi. Ayrıca tam tersine, insanın maddi kişiliğinin ağırlığını taşımak zorunda kalan spiritüel yanını da sembolize ederdi. Achilles'in öğretmeni Centaur Chiron, Berossus'a göre, insanın atası ve öğretmeni olan ilkel yaratımı temsil ediyordu. Kentin ele geçirilmesi için içine bir ordu saklanan Troya'nın tahta atı, içinde daha sonra ortaya çıkıp her şeye hakim olacak sonsuz potansiyeller saklayan bedeni ve insanın etkin hale gelecek uyku halindeki potansiyelleri içeren spiritüel doğasını temsil ediyordu. Troya kuşatması, insan ruhunun (Helena), kişilik tarafından (Paris) kaçırılışını ve gizli öğretiyi -Agamemnon'un emri altındaki Yunan ordusu- kullanarak azimli mücadele sonucunda gelen nihai kurtuluşu anlatır.

Labirentteki Canavar Minotaur
Labirentler, insan ruhunun hakikat arayışında gezindiği aşağı dünyanın işlerinin ve yanılsamalarının sembolik bir temsilidir. Labirentte boğa başlı aşağı hayvani insan (Minotaur) yaşamakta ve dünyevi cehaletin karmaşık yollarında yolunu kaybeden ruhu yok etmeye çalışmaktadır.

Altın Post ve Argonoautlar
Pagan dünyada, bu dünyanın günahları için kurban edilen kuzuya tapmak çok yaygındı ve bütün dinlerin Kurtarıcı Tanrıları bu hakikatin kişileştirilmesi olmuşlardır. Jason'un ele geçirmeye çalıştığı Altın Post ve Argonoutlar, spiritüel ve entelektüel güneş, Semavi Kuzu'ydu. Altın Post ayrıca gizli öğretiyi gösteriyordu: Hakikat Güneşi'nin ışınlarını, İlahi Hayat'ın yününü. Altın Post'u koruyan korkunç canavar, Cehalet Ejderiydi ve güneşin ekinokslardan geçerken savaştığı yılın karanlığını temsil ediyordu.

Prometheus
Dağa zincirlenen Prometheus, insanın yüksek doğasının, onun yetersiz kişiliğine zincirlenmiş olduğu gerçeğini sembolize eder.

Bereket Tanrıçası Diana/Artemis
Spiritüel güçlerini gösteren sembolik yaratıklarla donatılan bedeniyle, her şeyin ondan geldiği Yüce Çok Memeli'nin memelerinden akan yok edilemez öğretinin kaynağı olarak ayakta dikilen Diana, hayatlarını hakikatin tefekkürüne adamış erkek ve kadınlara ilham veren ruhani yiyeceği sunar. İnsanın fiziksel bedeni besinini büyük Toprak Ana'dan alıyorsa, insanın ruhani doğası da besinini görünmez dünyalardan akan ve asla bitmeyen Hakikat pınarından alır.
Kaynak:
Hall, Manly. P., Tüm Çağların Gizli Öğretileri, Mitra Yayınları, İstanbul, 2008


Notlar:
(1) Alıntı yapılan kitap, çeşitli öğretileri ve mitolojileri içermektedir ve karşılaştırmalı pek çok bölüm vardır. Dolayısıyla, Yunan mitolojisindeki karakterlerden bazıları Roma mitolojisindeki isimleriyle de anılmıştır. Roma mitolojisinde, tanrılar gezegen isimleriyle anılırlar: Zeus= Jupiter; Hades= Plüton. Ölülerin gittiği yer altı dünyası anlamında kullandığı Hades ile yer altı tanrısını ayırt etmek için yazar, tanrıdan bahsetmek istediğinde Roma mitolojisindeki karşılık olan Plüton ismini kullanmıştır. Yunan mitolojisinde geçen Dionisos ise Roma mitolojisinde Baküs olarak isimlendirilir.
(2) Demiurge: Gnostik inanca göre fiziksel evrenin yaratıcısı olan tanrı. Gnostik inanç, her şeyin kaynağı olan ve saf iyilik ve akıldan oluşan Birincil Prensip/Birincil Kaynakla fiziksel evrenin yaratıcısı olan tanrıyı net biçimde ayırır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Konya'nın teklif sistemi Konya Temizlik Şirketleri ingilizce öğrenmenin en kolay yolu Konya halı yıkama Konya organize halı yıkama Dış cephe cam temizliği Konya,Ankara,Antalya Nerede Nasıl ? KütüpHane.Net Türkiye'nin Bilgi Merkezi !

Popüler Yayınlar