Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos 16, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MAVİ ELBİSE

Ameliyathane kapısında sabırsızlıkla ve heyecanla oğlumu beklerken elimde sıkı sıkı tuttuğum ama bir türlü kafama toparlayıp kendimi veremediğim ( o an için) bir romandı "Mavi Elbise". Daha sonra sağ sağlim, anestezinin etkisiyle ağlayarak ameliyathaneden çıkıp odaya yerleşip, ağrı kesicinin etkisiyle uykuya daldığında okudum bu romanı. Aşk ve ölüm temasının işlendiği okunası bir kitap. Kitaba başlar başlamaz hikayenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Yazarın dili oldukça iyi. Kurgulaması ise harika. Alfred ve Florian moda tasarımcısı eşcinsellerdir. Alfred bir gün kanserden ölür ve Florian bu duruma dayanamaz ve çok sevdiği arkadaşı adına bir defile düzenlemek ister. Alfred'in çok severek ve üzerinde çok çalışarak diktiği mavi elbiseyi satın alan Babette'yi bulur. Babette ise 7 yıllık sevgilisi Fritz'i Bali'de bir trafik kazasında kaybetmiştir. Babette'nin acısı da Florian acısı kadar büyüktür. Kaderleri bir olan Florian ve Babette birbirlerine sarılarak,…

3'üncü Sene

2 sene önce bugün bu yazıyla hayata geçirmiştim blogu. Geçen sene dalga konusu olan pastadan sonra misafire bulduğunu vermeye azmettim :) Neyse, geçelim...

Ne yapmışım bu iki sene içinde? Neler gelmiş başımıza? Neler yaşamışım? Neler paylaşmışım? Birçoğunu ve hatta hemen hemen hepsini aktarmaya çalıştım bu blog ortamında. Filmlerin nabzını tuttum, elin getirdiğince... Kanımca "büyük" olduğuna inandığım filmlerden de kısa diyaloglar sunarak anımsamaya yardımcı oldum. Köşede bucakta duyup da kulağıma çalınan parçaların blogu okuyanlarca da dinlenmesi gerektiğine inandım. Anketler yardımıyla takipçilerimin meraklarına ortak oldum. 90'lı yılların unutulmazlarına doğru yolculuk yapıp çocukluğuma döndüm. Her pazartesi toplumdan ve kendimden verdim. Öyle de bir anlatım yapıyorum ki şu an neredeyse birazdan ağlayacağım. Nedir yani kendinden vermek? Değil mi ama!

Hep yolunda gitmedi bazı şeyler. Gün geldiği sansür bile yedim. Bu konuda şikayeti bulunan yegâne blog kullanıcısı değil…

12 Angry Men

Life is in their hands - Death is on their minds!

"We hate some persons because we do not know them; and we will not know them because we hate them." Böyle diyor İngiliz yazar Charles Caleb Colton önyargılar üzerine. Özetle insanları tanımaya çabalamadığımızdan ve bunun da önyargıya neden olduğundan dem vuruyor. Einstein'e kulak kabarttığımızda, konsept olarak o da farklı bir şey söylemiyor. Ona göre ise önyargıların parçalanması atomun parçalanmasından çok daha zordur.
Bu noktada önyargının ortaya çıktığı yerde adalet kavramının olduğunu iddia edebilir miyiz? Sokakta gördüğümüz bir dilenciyi önyargılarımız yüzünden yargılayabilir miyiz? Aynı pencereden baktığımızda kendimiz önyargı süzgecinden bir bütün olarak, eksiksiz, geçebilir miyiz? Bir hakimin mahkeme salonuna girerken üzerindeki cüppesini giymeden evvel üzerindeki ceketi çıkarması yetmez elbette ki. Ondan beklenen o salona girmeden evvel önyargılarını dışarıda bırakmasıdır. Adalet terazisinin kefeleri işte o vakit …

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 66

Hitler goes to a fortune-teller and asks, "When will I die?" And the fortune-teller replies, "On a Jewish holiday." Hitler then asks, "How do you know that?" And she replies, "Any day you die will be a Jewish holiday."(Jakob the Liar - Robin Williams)

ANA

Tatilde okduğum bir diğer kitap ise Pearl Buck'un Ana adlı kitabı. Çok sevdiğim arkadaşım olan Bak Ben Ne Okudum'un tavsiyesi üzerine elime aldım. Uzun zaman piyasada bu kitabı aradım ama en sonunda dedemin kütüphanesinde buldum ve o kadar sevindim ki anlatamam. Hemde 1962 baskısı, Nihal Yeğinobalı çevirisi ile. Bu romanı da bana göre oldukça uzun bir zaman diliminde okudum. Çin'in bir köyünde yaşamakta olan bir ananın fedakarlığını, yaşamını, sevincini ve düş kırıklarını dile getiren bir roman. Ana, küçücük köy evinde kocası, 3 çocuğu ve kayınvalidesi ile birlikte yaşamını sürdürmektedir. Ana ve kocası tarla işleri ile ilgilenirken evdeki yaşlı nine ise çocuklara gözkulak olmaktadır. Bir gün kocası bu yaşamdan sıkılır ve evi terk edip kasabaya doğru yol alır. Ana kocasının yolunu gözlerken oğlanlar büyür, tarla işlerine bile yardım eder hala gelirler. Küçük kızın ise bir rahatsızlığı vardır, gözleri ağbilerine göre daha az görmektedir. Ana kızının gözlerini tedavi ettirme…

Mutlu Ramazanlar

BAKİRE İLE ÇİNGENE

Tatilin ilk günlerinde okuduğum ve bana göre oldukça uzun bir zaman elimde olan bir romandı. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabı okurken hep aklımdan geçen şuydu, acaba burada yazılanlar yazarın gerçek hayatından kesitler mi? sorusuydu. "Bakire ile Çingene" yazarın en meşhur kitabı değil. Diğer kitaplarının gölgesinde kalmış, bir türlü hak ettiği değeri alamamış bir roman. Rahip iki kızı ( biri 19 diğeri 21 yaşında), yaşlı annesi ve huysuz kızkardeşiyle köyde yaşamlarını sürdürmektedirler. Rahibin karısı yıllar önce genç sevgilisiyle evden kaçmış, kızlarını ve kocasını terk etmiştir. Evden kaçan anne hakkında hep kötü konuşulmuş ama kızları gizliden gizliye annelerine hayranlık ve özlem içerisinde kalmışlardır. Bir gün evin 19 yaşındaki kızı Yvette, köylerinde kamp kuran çingenelerden biri olan yakışıklı bir erkekle tanışır ve bu adama yoğun duygular içerisine girer. İlk defa karşı cinse duygusal anlamda yakınlaşmak istemektedir. Yvette bu yakışıklı çingene ile aşkı ve cinse…

TATİL BİTTİ

Harika bir 4 hafta sonunda tatilimin bitmesine rağmen huzurlu ve mutluyum. Dolu dolu bir 4 hafta geçirdim. Bol bol okuyarak ve düşünerek. Oğlum ve yeğenim ile birlikte çocuk olarak. Denize girip deniz kızı olarak. Oğlum büyüdü ve sünnet oldu. Oğlumun büyümesine engel olan geniz eti alındı. Tam 1 saat ameliyathane kapısında bekledik eşimle. O 1 saat bana oldu 100 saat. Çok şükür atlattı. Artık geceleri daha rahat ve horlamadan uyuyor. Bu arada tabi ki her daim elimde kitaplar vardı. Okuduğum kitaplar sırasıyla blogda yerini alacak.