Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan 19, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Creativity (28)

Flatliners

İnsanoğlunun en büyük arayışı hiç kuşkusuz yaşamdır. Yaşamın kaynağına ulaşmak için çıkılan tüm yollar şu ana dek çıkmaz sokaklarda tıkandı kaldı. Belki o kaynağı bulabilsek, en büyük gizem olan ölümün ardındaki sır perdesini de bir şekilde aralayabileceğiz. Adını duyunca bile tüylerimiz ürperiyor ama öncesini bilemediğimiz gibi sonrasını da bilemiyoruz elbette. Her sonun bir başlangıç olduğuna dair inancımızı koruyoruz fakat tek bir konuda istisnai davranıveriyoruz işte. Kendimize konduramıyoruz ölümü. Korkulan akciğerlerin bir daha dolup boşalmayacak oluşuna değil, bilinmezliğe aslında. Son nefesten sonrası hakkında en ufak bir ipucumuz olsa, belki de durup selam çakacağız yaşamımızın son düzlüğünde. Tarih boyunca filozoflar bir yandan, din adamları öte yandan ahkam kestiler bu konu üzerinde, fakat hiçbir mukabata varamadıkları gibi mantıklı bir tahmin de yürütemediler. Demem o ki, ne felsefe ne de din mantıklı bir açıklama yapabildi. Kesinliği tartışmaya dahi açılmayan tek alana, b…

UYUYAN ADAM

Geçen gün beni kreşten aradılar. Oğlunuz ateşli gelin alın diye. İzin alıp koşa koşa oğlumu almaya gittim. Yazık yavrum yanıyordu. Eve girer girmez uyudu kaldı koltukta. Bende onun başında oturdum kaldım. Hem ateşini kontrol ettim hemde "Uyuyan Adam"ı okuyup bitirdim. Yahudi kökenli Fransız düşünür ve yazar George Perec'in muhteşem kitabı "Uyuyan Adam". Okuduğum ve beni etkileyen en güzel kitaplardan biri diyebilirim. Bir kişinin vurdumduymazlığı, tembelliği, boşvermişliği, hayatın sıradanlığını çok güzel ifadelerle kullanıp beni çok etkilemiştir. Ailesi Naziler tarafından öldürülünce yaşadığı acıları, sıkıntıları kitaplarında yansıtmıştır. Romanda sözcük oyunlarından ve ironiden kaçınmamıştır. Zaten kitabın adında bile bir ironi gizli. Yazar betimlemeleri ve ayrıntıları mükemmel bir dille yazmış. Ben okurken inanın nefesim kesildi. Sokaklar, kentler, evler, insanlar, yaşanmış hayatlar, rüyalar.... Kitabı okurken Oblomov karakteri ile çok benzeştirdim. Zaten Ob…

KONUŞAN KADIN

Tanıştığım yeni bir yazar Halil Gökhan. Okuduğum da ilk kitabı, yazarında piyasadaki ikinci romanı. Felsefe ve psikolojik yükü ağır olan bir kitap yazmış yazar, ilk romanından farklı olarak. Romandaki kadın karakter Alev İpek bir gün ünlü bir modacı olan Leon Ziya'nın kapısını çalar. Kadın modacıdan bir tek şey ister. Dudaklarını dikmesini. 10 gün boyunca devam görüşmeler günah çıkarma seanslarına dönüşür. Alev İpek psikolojisi iyi olmayan, zor bir kadındır. Sevdiği adamı gözünü kırpmadan öldürebilecek bir yapıya sahip. Leon Ziya ise, annesi gibi modacıdır. Nişantaşında bir modaevi vardır. Ve maddi durumu oldukça iyidir. Kadınlarla ilişkisi nerdeyse yok denecek kadar azdır. Bunda en büyük paya annesi sahiptir. Annesi öldükten sonra cinselliği ve yaşamı bir kez daha sorgulamaya çalışırken, kafası bu karmaşa içinde iken bir gün modaevinden içeri Alev İpek girer. Hayatı, yaşamı ve yaşadıklarını bir kez daha süzgeçten geçirip düşünmeye başlarlar. Halil Gökhan bu romanında oldukça ayr…

AÇLIĞIN BİYOGRAFİSİ

Geçtiğimiz cumartesi günü oğlum bisikletle gezerken bende evimizin önündeki çam ve söğüt ağacının altında oturup, o güzel havada keyifle okuyup bitidiğim muhteşem bir kitap.Fransız genç yazar Amelie Nothomb'un okuduğum üçüncü kitabı. Genç yazar, 3 yaşından 20 yaşına kadar ki hayat dilimden kesitler sunmuş bizlere. Babasının mesleğinden ötürü ülke ülke gezen ve her ülkenin geleneklerini ve kültürlerinden de bahsetmiş bizlere. Japonya'dan Çin' e ordan da Amerika'ya göç ederler. Yiyeceklere, içeceklere, yazı yazmaya, okumaya ve kitaplara olan açlığını doyuramamış bir genç kızdır kitabın kahraman. Bu genç kızın en yakın arkadaşı ablasıdır. Daha sonra da kitaplar ve okumak gelir. 14-15 yaşları Bangladeş ve Laos da geçer. Burda da okumak ve yazmak en sevdiği şeylerdir. Bundan önce okumuş olduğum "Kara Sohbet" ve Kıran Kırana" kitapları ile bana kendini sevdirmişti zaten. Bu yeni kitabıyla hayal kırıklığına uğramayacağımı biliyordum. Ben bu biyografik kitabı ço…

En İyi Sonlar

Bir süredir aklımda vardı ve işte şimdi hayata geçiyor. En beğendiğim film sonlarından bir demet sunmak istiyorum an itibarı ile. Çok uzun bir liste vardı elimde. Eledim eledim eledim... En sonunda aşağıdaki 20 filmlik listede karar kıldım. Belli bir liste çıkarmak ne denli doğrudur, bunu tartışabiliriz elbette, ancak şimdilik tadını çıkarmak en güzeli sanırım. Öncelikle belirteyim ki herhangi bir otoriteye danışmadığım gibi kimse bana tavsiyede de bulunmadı. En beğendiğim, beni yüreğimden yakalayan, nutkumun tutulmasına sebebiyet veren 20 finali sondan başa doğru sıralayacağım birazdan. Son kez söylüyorum... Bu listede otorite benim!

Önemli not:Bundan sonrasını okumadan önce bir daha düşünün. Bu yazı buradan itibaren filmlerin içeriği ve sonları hakkında önemli ölçüde bilgi verir.

20) Se7en
Çok çok uzun zaman önce izleme fırsatı bulduğum bir filmdi Se7en. Açıkça da belirteyim; o vakitler izlediğimle kaldım bu filmi. Evde rafta durur kendisi, buna rağmen bir türlü yeniden izleme fırsatı …

SONSUZ AŞK

Yazarın "Cumartesi" isimli romanından sonra okuduğum ikinci kitabı. Seviyorum ben bu yazarı. Kalemini, kurgularını, anlatış tarzını, seçtiği konuları. Beni bu kadar kitaplarının dünyasına soktuğu için sırada merak ettiğim diğer kitapları var. "Sonsuz Aşk" 1997 de yayınlanmasına rağmen günümüzde etkisini devam ettirmekte hala. Kitabın konusuna gelince; altı haftalık gibi uzun bir ayrılık yaşayan Joe ve Clarissa bir piknikte buluşurlar. Başbaşa yapacakları bu buluşma bir kabusa dönüşür kısa bir zaman sonra. Bir balon yolculuğu yapan bir kaç kişi, balonun dengesini kaybetmesi üzerine balon düşer. Joe da, onlara yardıma koşar. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar bri kişinin ölümü ile sonuçlanır bu kaza. Kaza yerinde erotomani hastalığı olan Parry saplantılı bir şekilde Joe'ya aşık olur. Olayların akışı bu kaza ve Parry'nin hisleri ile şekil değiştirir. Ben bir solukta okudum bitirdim, çok etkilendim. Edebiyat Ödülü Booker'in da sahibi olan bu romanı sizlere …

Pazartesi Notları #71

“Hayatını örtü düşmanlığına adadı… Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı… Allah’ım sen her şeye kadirsin!..” Bu sözler Vakit gazetesinin internet sitesine bir okuyucu tarafından yapıldı. Sözlerin hedefindeki isim ise Türkan Saylan. Vakit gazetesi ne yaptı? Bu yorumu gazeteye taşıdı, insanlıktan bir türlü nasiplenemediğini kanıtladı. Cennete gidecek olan bu zihniyetse, ben gitmeyeyim arkadaş.Lost’un son iki bölümünü izlemedim. Biriktiriyorum. Son 4 bölüm de yayınlansın, ondan sonra altı bölüm peş peşe götüreceğim. Çok bi’ güzel olacak sanki.Açık olalım şimdi, M.I.A.'nın Paper Planes'i Slumdog Millionaire'ye çok yakışmamış mıydı? İnsanlara bunu anlatamıyorum.Beni zorla Fast & Furious'a götüren arkadaşımı kınıyorum ve ona laflar hazırladığımı buradan duyurmak istiyorum.Ev arkadaşımın "Var mısın Yok musun"a yapmış olduğu başvuru kabul gördü. Evet, kendisi ilk mülakatına gitti ve görüşme gayet olumlu geçti. Yakında kendisini yarışmada tezahürat ya…

The Straight Story

Öyle anlar vardır ki gözünüz hiçbir zorluğu görmez. Halinize bile bakmaksızın atarsınız kendinizi ucu bucağı görünmeyen yolların kollarına... Bir amacınız vardır, belki de aceleniz ama bırakmışsanız kendinizi vardır illa ki bir haklı yanınız. Geride bırakılmış ayrılıklara, dargınlıklara, ölümlere, yok oluşlara isyanınızdır bu. Belki de kendi varoluşunuza, hayatın sizi bir türlü uzak diyarlara süpüremeyişine ayaklanmışsınızdır, kim bilir! Velhasıl zaman alabildiğine hızlı akar, 10 sene 10 dakikada geçer gider... Siz ise vaktiyle eksik bıraktığınıza inandığınız birtakım şeyleri geç de olsa rayına oturtmak için yollardasınızdır. Halinize bakmadan, şarkıda da geçtiği gibi, yolları memleket eylemektesinizdir.
Yol hikâyelerine bayılmayan var mıdır şu yeryüzünde? Sanmıyorum. Şayet varsa, eh, ben de onlardan haz etmiyorum. Nerede olursa olsun, ister bir kitapta ister bir filmde - hele ki bir de bilfiil yaşıyorsanız - yol öyküleri kaçırılmaz. Pek çoğumuz farkında olmasak da yollar çok şey anlat…