Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat 22, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YENİ KİTAPLARIM

Yeni kitaplarım geldi az önce kargodan. Nasıl bir mutluluk ve heyecandır böyle anlamıyorum bazen. İçimde acayip bir okuma açlığı ve tutkusu var. Kitaplar benim herseyim. Seçtiğim çoğu kitaplarım okuma zevkine çok güvendiğim arkadaşlarımın tavsiyesi. Okudukça yorumlayacağım sizlere de. Oğlumu da unutmadım tabii, ona da Samed BEHRENGİ'nin hikaye kitaplarını aldım. Bir de Bileşim Yayınevinin çıkarmış olduğu Drama Serisinin Sorumluluk-Gökkuşağı Dostluğu adlı kitabını aldim. Akşam kreş çıkışında elimdeki kitapları görünce mutluluktan uçacak, bende oğlumun yüzündeki sevinç ifadesiyla mutlultuktan uçacağım.

Ben artık kitaplarıma dönüyorum, kitaplarıma koklamayı ve dokunmayı özlemişim.

KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK

Resmin rehindir gurbetimde
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
Konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

ve akşam, bir kez daha
Saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de
Sabahçı kahveler de biliyor
Görüşmeyeli yorgunum yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
Görüşmeyeli ya sen nasılsın
Adım, adresim durur mu defterinde?
Şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim
Beynimde iklimsiz papatyalarve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

Sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
Konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
Gurbetini rehnetme özlemimde…

YILMAZ ODABAŞI

90'lı Yıllar #1

Bu blogun takipçilerinin yaş ortalamasını az çok biliyorum. Büyük bir çoğunluk ile aynı jenerasyonun içinde yer alıyorum. Jenerasyon demişken... Bu jenerasyon rüzgârına kapılan son nesiliz belki de... 90'lı yıllarda dünyaya gelen çocukların yıllar sonra küçüklerine anlatacak neleri olacak ki? "Play Station 3'ümüz vardı evladım bizim" cümlesi hiçbir zaman "Biz Commodore 64 ve Micro Genius ile büyüdük" cümlesiyle aynı kulvarda at koşturamayacak. On yıllar içindeki en verimlisi olan 80'li yıllarda doğmuş olsak da o dönemlere dair hatırladıklarımız pek fazla değildir. Fakat ileride anlatabilecek sıradışı bir maziye sahip son jenerasyonun bir ferdi olarak gururla aktaracağım 90'lı yılları. Olur da bir zaman ufaklığın tekine "Hey Corç Versene Borç"u dinletirsem karşılığında alacağım "Siz efsane diye buna mı diyorsunuz, peh!" cümlesinin ardından o zavallı çocuğa, evet zavallı çocuğa, acıyarak bakacağım ve en okkalısından bir tokadı patl…

Anket Sonucu

Kendi Oscar'ınızı kendiniz verin babında bir anket düzenlemiştim hatırlayacağınız üzere. Aslına bakarsanız bir parça eksik kalmış hissettim anketi. Neden mi? Söyleyeyim. Madem ki böyle bir anket yapacaktım adayları da sizin belirlemenizi isteyebilirdim. Yok yok, saçma olurdu herhalde. Her neyse... Adayları bir kez daha hatırlayalım, sonra anketten zaferle ayrılan isimleri bir görelim. En sonda da dağıtılan Oscarlar ile ilgili küçük bir parantez açıp yazıyı sonlandıralım.

EN İYİ FİLM:

The Curious Case of Benjamin Button
Frost/Nixon
Milk
The Reader
Slumdog Millionaire

and the Oscar goes to The Curious Case of Benjamin Button. (%68)

EN İYİ ERKEK OYUNCU:

Richard Jenkins
Frank Langella
Sean Penn
Brad Pitt
Mickey Rourke

and the Oscar goes to Brad Pitt. (%64)

EN İYİ KADIN OYUNCU:

Anne Hathaway
Angelina Jolie
Melissa Leo
Meryl Streep
Kate Winslet

and the Oscar goes to Kate Winslet. (%62)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU:

Josh Brolin
Robert Downey Jr.
Philip Seymour Hoffman
Heath Ledger
Michael Shannon

and the Oscar goes…

BAĞLANMAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de…

Pazartesi Notları #63

Bir başka pazartesi gelmiş çatmış da haberim yok. Daha doğru bir tanımla farkına yeni varıyorum. Neyse saat 00:00 olmadan gün bitmiş sayılmaz ne olsa.http://www.peteranswers.com/... Harika bir sitede... Eğer ki arkadaşlarınızın ödlerini bir yerlerine karıştırmak istiyorsanız sizin için bulunmaz bir fırsat. Sitede ayrıntılara ulaşabilirsiniz. Fakat İngilizce gerektiriyor sanki. Yine de anlamazsanız sitenin esprisini, haber verirsiniz 64'üncü sayıda açıklarım bir güzel.Bir Kocaelispor maçı... İstanbul'da buz gibi bir hava... Ayak parmaklarımı hissedemiyorum... Hâlâ iyileşme evresinde olan köprücük kemiğimde inadına bir ağrı... Maçın yarısında çıkıp gitme isteği... Galatasaray'a adadık ömrümüzü diye yok saydık ağrımızı, ayağımızı. Atılacak gollerle ısınmaktı niyetim. Ulan Gaassaray, ne diyeyim ben sana daha!Yine bazen şerde bile hayır vardır, umut vardır. Sanıyorum ki bu kez öyle olacak. Fakat buna sonra değineceğim tabii ki.21 Şubat 2009 Cumartesi akşamı Bilog ile birlikte T…

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR

Brezilyalı yazarın piyasaya çıkan son kitabı, benim ise okuduğum ilk kitabı. Ve bende bıraktığı iz muhteşem. “Benim yazarlarım” olma yolunda gidiyor. Bakalım diğer romanları da aynı etkiler yaratacak mı bende? Okuyup göreceğiz J Kitabın konusuna gelince, Slovenya’da yaşayan 24 yaşındaki Veronika adında bir kadın, yaşamın anlamsız olduğuna karar veriyor ve bir kutu hap içerek intihara kalkışır. Hastaneye kaldırıldığında hemen midesi yıkanır ve ölümden kurtulur. İlaçları aşırı dozda almasından dolayı akıl hastanesine yatırılır. Fakat içtiği ilaçlar kalbine zarar verir. Doktorlardan bir haftalık ömrü kaldığını öğrenir. Veronika, ölmenin ölümü beklemekten daha iyi olduğuna karar veriyor. Yıllar önce ailesinin baskısı yüzünden bıraktığı piyanosuna tekrar geri döner. Eduard adında birine âşık olur. Son günlerini âşık olduğu insanla birlikte, kentin en güzel lokantasında en pahalı yemeği yerler, en güzel şarap içerler. Yemekten sonra bir tepeye tırmanırlar ve orda uykuya dalarlar. Nerdeyse…