Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık 21, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Stand By Me

Abinin birinin aklına - ki bu abla da olabilir şu aşamada bilemiyorum - dünyanın çeşitli şehirlerine gidip sokak çalgıcılarına söylettiği Stand By Me'yi kaydetmek gelmiş. Sonra bunların hepsini bir güzel harmanlamış ve ortaya bu muhteşem video çıkmış.

Playing For Change: Song Around the World "Stand By Me" - Click here for the funniest movie of the week

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 55

"I've never lived closer to danger, but I've never felt safer. I've never felt more confident, and people could spot it from a mile away. And as for this, the violence? I gotta be honest - it grew on me. Once you've taken a few punches and realize you're not made of glass, you don't feel alive unless you're pushing yourself as far as you can go."(Green Street Hooligans - Elijah Wood)

MİMLENMİŞİM :) GARİP HALLERİM

Canım arkadaşım Gamzelianne beni mimlemiş. Garip hallerimi sormuş bana. Aklıma ilk gelenler:

1. Kitaplarım pırlatalarım kadar çok kıymetlidir. Kimseye vermekten hoşlanmam. Vermişsemde mutlaka not eder, kafamda bir tarih belirlerim ve o tarihe kadar getirmezse mutlaka isterim.

2. Kitaplarımın içine mutlaka ismimi soyismimi, kitabı aldığım tarihi ve imzamı mutlaka kaydederim. Ayrıca okumaya başladım tarih ve saati de yazarım, imzamla birlikte. Kitabın son sayfasına da bitirdiğim tarih ve saati de mutlaka yazarım.

3. Okudum kitapların arasında canım oğluma küçük küçük notlar yazarım, kitabın boş yerlerine. O gün neler yapmışsak, önemli bir konu olmuşsa mutlaka kitabımın boş yerlerine kaydederim, tarih ile birlite. Yıllar sonra kitaplarımı okuduğunda küçük küçük süprizlerle karşılaşsın diye.

4. Kitap okumadan ve süt içmeden uyumam. Mutlaka 10 sayfa bile olsa okurum. Sabah gözümüaçar açmaz ilk işim süt içmektir. Bazen bir oturuşta 1 kilo süt bile içebilirim.

5. Her an her yerde, gürültüde, s…

Metal Gear Solid 3: Snake Eater

Her daim erkek çocukların kendilerini eğlendirmek ve oyalanmak için bulacakları meşgaleler kız çocukların sahip olduklarından daha fazladır. Kızlar köşe başlarında ya da oadalarında evcilik oyunlarına fena halde sararken, ve hatta belki de sokakta ip atlarken, erkek çocuklar sabahtan akşama kadar top peşinde koşturabilir, bir anda kendilerini kovboy-kızılderili çatışmaları arasında bulabilir, bilyeleri tokuşturabilir, meyve bahçelerini yağmalayabilir, yaşına başına bakmadan tavla bile oynayabilir, geride hâlâ zaman kalmışsa bilgisayar başına geçip kendini sanal dünyanın kolları arasına bırakabilir. En nihayetinde; "Based on a true story..."

Her ne kadar çocukluktan yeni çıkmış bir birey olsam da şimdiden özlem duyuyorum ben çocukluğuma. En çok da kaleleri taştan yapılmış bir sahada top koşturmak ve bilgisayar oyunlarında dünyayı kurtarmaktan haz alırdım. Geldiğim nokta itibari ile değişen hiçbir şey yok. Sadece toplara eskisi kadar sık vuramıyorum; hafta bir, iki haftada bir.…

ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK

Canım arkadaşım Fatoş tavsiye etti bana bu kitabı yine. Ağlayarak okudum, ağlayarak kapattım son sayfayı. Beni o kadar etkiledi ki bu kitap, bu sefer hiçbir yorum yazmayacağım. Ve herkese kesinlikle tavsiye ettiğim bu muhteşem romanının yorumlarını sizlerden bekliyorum.

Kitabın Arkasındaki Not:

Çizgili Pijamalı Çocuk, tanımlanması zor bir hikâye. Genelde arka kapakta kitapla ilgili bazı ipuçları veririz. Ama okumanın zevkini bozacağını düşündüğümüzden bu kitapta bunu yapmadık. Bizce, neler olduğunu bilmeden okumaya başlamanız çok önemli. Bu kitabı okumaya başladığınızda, Bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla bir yolculuğa çıkacaksınız (ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil). Ve er geç Bruno ile birlikte bir tel örgüye varacaksınız.Böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. Umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız.

Rol ve Oyunucu psikolojisinde mimik - Çağan Irmak

Yönetmenler

Filmleriyle duygularımıza hitap eden bu tıkanmış dönemin dönemecinde yer alıyor,
Çağan Irmak.

Komediden kurtuluşa kapı aralayan ve
o furyayla süregelip bitmek bilmeyen toplumsal kayboluşumuza,
mütevazi bir şekilde ışık tutabiliyor.

http://filmlerden.blogspot.com/2008/12/issz-adamn-ardndan-aan-irmak.html

Oyuncuları ise pek yerinde bir seçimle kendilerini aşıyorlar, filmde:

http://tiyatroda.blogspot.com/2008/12/gen-kuak-oyuncular-aan-irmak.html

Sineterapi - Dinçer Kocalar

Seçme bir film ve konuşabileceğiniz bir danışman

Seçme senaryolar üzerinden kaliteli bir oyunculukla karşılaştığınızda kendinizi o hikayenin içinde buluveririsiniz. Hikaye ister yaşanmış, isterse de yaşanmamış olsun..

Adımınızı salona attığınız andan itibaren artık, yakayı elevereceğiniz bir ortamın içindesinizdir.

Belki özdeşleşivereceğiniz bir rolde kıstırılıp kalacak, belki de biraz başbaşa sürüklenir bulacaksınızdır kendinizi...

Bunlar yaşanmaya değer olmuştur zaten hep,
ama bu kez biraz daha farklı, işte onu da siz keşfedin.

Uzman Psikolog Dinçer Kocalar'a yarattığı ortamlarda yapmış olduğu seçimleriyle ve bana yaşattıklarıyla bir kez daha minettar kalarak ayrılıyorum, Bizden Bire'deki seansımdan..

Seyrettiğim filmin özetle yaşattıkları iseyansıdı bile hayat sayfalarımıza:
http://filmlerden.blogspot.com/2008/12/million-dollar-baby-clint-eastwood.html

Belki bir dahaki seansa görüşmek dileğiyle;
Bu seçimlerin Acanda sını izleyebilirsiniz.
Sizlerde davetlisiniz.

Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana?
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?

Bir gün kızsan bana, alsan başını yüzbin yıllık yere gitsen
dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma
demedim mi sana yaraşır otağ kuran benim asıl.
Onu süsleyen, bezeyen benim demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana.
Sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakın.
Senin duru denizin benim demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi tövbeni bozarlar senin.

Oysa senin ateşin benim, sıcaklığın benim demedim mi?
Onu süsleyen bezeyen benim demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana.
Sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakın.
Senin duru denizin benim demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?

Demedim mi yolunu v…

Pazartesi Notları #57

Kendimi yeniden bu bloga adayacak bir şeylere ihtiyacım var sanırım. Evet, böyle bir sorunum var.Blog dedim de artık bunları okumak yazmaktan daha hoş geliyor bana. Şimdiye kadar bunu layıkıyla yerine getirememiştim. Artık hak ettiğini düşündüğüm bloglara hakkını vermenin zamanının geldiğini düşünüyorum.Sizleri bilemem ama ben Yunanistan'daki son ayaklanma dolayısıyla Yunan halkını çok takdir ettim. Olayların patlak vermesine sebep olan şey 16 yaşındaki bir gencin polis kurşunuyla can vermesiydi. Adamlar bu olaya bizler gibi sessiz kalmak yerine ülkeyi polise dar ettiler. Türkiye'de her gün bir yerlerden "polislerin cesaretini" ortaya koyan haberler alıyoruz, üzülüyoruz ama hiçbirimiz bir şey yapmıyoruz!30 Ekim 1938'e götürüyorum sizleri. Amerika'dan bir eyalet ama hangisi olduğunu bilmiyorum. O vakitler tek bir radyo kanalı yayın yapmakta. Radyolarda da her akşam sesli tiyatrolar sergilenmekte. 30 Ekim akşamı sergilenecek tiyatro Orson Welles'in ünlü ese…