Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım 23, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sunay Bey Tarihi

Bu fotoğrafla başladı oyun. Aslında bundan altı, bilemediniz yedi ay öncesine değinmem gerek belki de... Fakat buna gerek duymayacağım bu kez. Anılarımı devreye sokmaktansa, anı yaşayacağım. Sanırım bunu yapabilirim.
Ev-sinema-okul şeytan üçgenini dağıtma, belki de bu üçgeni kare yapma zamanı gelmişti benim için. Açık konuşayım... Sahne sanatları ile arama uzunca bir mesafe koymuştum. Önce geçtiğimiz cuma akşamı için Sürmanşet adlı oyuna gitmeyi düşündüm, sonra bazı aksilikler boy gösterdi ve "Kısmet Sunay Akın'aymış" dedim. Tam olarak geride bıraktığımız çarşamba akşamına tekabül ediyor... Aslında uzunca bir süredir Kadıköy Haldun Taner Tiyatrosu senin, Bostancı Gösteri Merkezi benim, Beşiktaş Kültür Merkezi de onun olmak üzere koşturup duruyordu Sunay Akın. Bu durumdan bihaber değildik elbette, ama dürtülerimizi faaliyete geçirmek biraz zor geliyordu açıkçası. Vizeler, projeler ve sunumlardan bunalan bünyeye soğuk havalarda nefes alabilmeyi öğretmek gerekiyordu. Bu amaç…

Absinthe

"Ve üçüncü melek boru çaldı, ve gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine, ve suların pınarları üzerine düştü, ve yıldızın ismine pelin denilir; ve suların üçte biri peline döndü, ve sulardan birçok insan öldü çünkü sular acılaştılar."(Bap 8-10, Vahiy 9)

KAHVE

Her kahve aynı tadı taşımaz...
Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!

Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...

Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve …

HUZUR

Yıllar önce okuduğum ve etkilerini uzun süre yaşadığım bir roman daha sizlere. Bence Türk edebiyatının en iyi aşk romanlarından biridir. Aşk romanı dışında doğu ile batının sentezini, felsefesini çok iyi yapabilen bir roman. Postmodernist romanın başlangıcı da sayılmaktadır “Huzur”. Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk da Ahmet Hamdi Tanpınar’dan çok fazla etkilendiğini her fırsatta dile getirmektedir. Ünlü eleştirmen Berna Moran bu kitap için, “Huzursuzluğun romanı Huzur” demişti. Çok doğru ve güzel bir eleştiri bence. Ruh halinizin çok iyi olması gerekiyor bu kitaba başlamadan önce.

Kitabın konusuna gelince; Mümtaz ve Suat’ın Nuran’a olan aşklarıdır ana tema. Mümtaz ve Nuran’ın duyguları karşılıklıdır ve evlilik hazırlıkları yapmaktadırlar. Suat ise bu durum karşısında içine kapanır ve tek kurtuluşun intihar olduğunu düşünerek intihar eder. Mümtaz ise en sevdiği arkadaşının intiharı karşısında yıkılır ve hayatı kararır. Bu karamsar duyguları yaşarken bir an Suat’ın hayalini görür Mümt…

Ofsayt!

Ne zaman gol diye arkamı dönsem, elinde ofsayt bayrağıyla bekler hayat!

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

YAHYA KEMAL BEYATLI

KASIM

İşte çınar yaprakları yerde sonbahar
Hasret yağıyor hasret yağıyor gökten
Onbir yıl oldu ayrıldık Atatürk'ten
Öksüzlükler içinde vatan ağlar
Can'ü yürekten

İşte güz bahçeleri tutuşmuş perişan
Gene yüz sürmeğe geldik mabedine
Az gelir Eyüp sabrı milletine
Yat ışıklar içinde şeref-şan
Layıksın Tanrının rahmetine

İşte çınar yaprakları yerde sonbahar
Öksüzlükler içinde vatan ağlar

HALİM YAĞCIOĞLU

Pazartesi Notları #53

İmam nikahlı bir kadının eşine açtığı tazminat davası kabul edilmiş. Desenize ılımlı ılımlı geliyorlar.Bu Acun Ilıcalı işini biliyor kanımca. Yarışmasını izlemeyenlere bile bir şekilde izletmeyi beceriyor. Christina Aguilera yetmemiş, şimdi bir de Adriana Lima veriyor. Haydi hayırlısı.Çocukluğumuzun efsanelerinden biriydi; Tadelle. Geçen sene TMSF tarafından fabrikasına el konmuş ve üretimi durmuştu. Göz göre göre efsanemizin yok olmasına tanık olmuştuk. Geçtiğimiz hafta duyduğumuz bir haber bizi mutlu etti. Tadelle’nin üretimi yeniden başlamış. 80’lerin çocuklarına hayırlı olsun.Gmail’de artık tema seçebiliyoruz. Kanımca en güzeli Summer Ocean. Summer Ocean... Bayiinizden ısrarla isteyiniz. Summer Ocean!Kimisi evde fritöze atar patatesleri ve öyle yer kızartmayı. Kimisi de Burger King’in patates kızartmasından başkasını sevmez. Ancak ben öyle miyim? Katiyen, asla! Ben babaanne yöntemiyle kızartılmış patatesin hastasıyım. Yokdur onun kadar güzeli. Teflon tavada böyleeee, yumuşak yumuş…

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 54

So I guess this is where I tell you what I learned - my conclusion, right? Well, my conclusion is: Hate is baggage. Life's too short to be pissed off all the time. It's just not worth it. Derek says it's always good to end a paper with a quote. He says someone else has already said it best. So if you can't top it, steal from them and go out strong. So I picked a guy I thought you'd like. 'We are not enemies, but friends. We must not be enemies. Though passion may have strained, it must not break our bonds of affection. The mystic chords of memory will swell when again touched, as surely they will be, by the better angels of our nature.'(American History X - Edward Furlong)