Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos 17, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAMİLELİKTE STRES

Stres Nedir:

Stres organizmanın, tehdit edici bir durum karşısında bedensel ve ruhsal olarak zorlanmasıdır. Mekanizmamız duygusal, zihinsel, bedensel bütünlükten oluşur. Stres organizmanın "normalde" uyum içinde çalışan bu mekanizmasının bozulmasına sebep olur. Stresin oluşumu genellikle belirli bir değişiklik olduğunda ortaya çıkan beklentilerle doğrudan ilintilidir. Beklentiler kişisel ve çevresel olabilirler. Kişisel Stres Kaynakları, zihinsel işleyiş ve alışkanlık halindeki davranışlarla tanımlanır ve "Başarılı olmalıyım", "herkes beni sevmeli" gibi içsel mesajları barındırır. Çevresel Stres Kaynakları ise önemli yaşam olayları ve günlük sıkıntılarla tanımlanır. Ölüm, ciddi hastalık, hamilelik, zor ve zahmetli tedavi, doğal afetler gibi durumları içerir.


Hamilelik Dönemindeki Stres Faktörleri:

*Evlilikte yaşanan sorunlar (maddi sorunlar, ilişki sorunu, cinsel sorunlar)

*Çevre ile ilişkilerde yaşanan sorunlar (eşin ailesi ile geçimsizlik, anne adayından yü…

Léon: The Professional

80'lerin sonunda, 90'ların başında çocuk olan insanların unutulmazları bir başkadır. Hele bir Parliament Sinema Kulübü vardı ki sormayın gitsin. "Parliament Pazar Gecesi Sineması'nı sunar/sundu"... Fonda çalan Linda Ronstadt vokalli All My Life vardı bir de... O dönemde çocuk olan her insanın duyduğu ilk yabancı parçalardan olma özelliğini taşır. Çok da güzeldir. Star TV'de yayınlanan Parliament Pazar Gecesi Sineması'nın bir tek kötü yanı vardı bizim için, ki o da isminde gizlidir. Rahatlıkla tahmin edebileceğiniz üzere bu yayın pazar geceleri olurdu. Haliyle ertesi gün dersbaşı olurdu, anne mutfaktan elinde bir bardak sütle gelirdi, sonra filmi en heyecanlı yerinde bırakıp yatağın yolunu tutardık. Uyuyabilir miydik ama? Mümkün değildi. Başımız yastıkta, filmin sonuna yazılan binbir türlü senaryo... Ertesi sabah güç bela kalkıp okulun yolunu tutardık. Sınıf arkadaşlarımıza teker teker sorardık ama sonuç hep düşkırıklığıydı. Hepsinin de kaderi bizimkiyle a…

1 Sene...

Tam bir yıl önce bugün yayın hayatına başladı bu blog. Belki de hiç aklında yoktu blog sahibinin böyle bir işe girişmek. Bir anda oldu her şey. Hep öyle olur. Okunma ve beğenilme kaygısı gütmeden yola çıkıldı. Bir süre yoktu kafada... Gittiği yere kadardı...
Bir süredir sahip olduğu bir başka blogda tekdüze yazılar yazmaktan oldukça sıkılmış bir bünyenin sıkıntılarının dışa atılmasıydı Kültür Sepeti. Öyle ya, bir günlük gibi görmedi değil blog sahibi... En yalnız hissettiği anlarda, açmazların içine en çok düştüğü vakitlerde bu blog vardı yanında. Yazıyordu bir şeyler, sonrası olsa da oluyordu olmasa da... Belki de mental mastürbasyon yolunu seçiyordu. Kafa boşaltmak için en iyi yolu bulmuştu.
Başlangıçta seyredilen yüzlerce filmin hatırlanmasını kolaylaştırmaktı gayesi... Sadece sinema hakkında çiziktirilecek bir şeyler varsa onları kaybetmemekti. Ders çalışmak gibi... Derler... Hep derler... "Yazarak çalış, aklında kalır"... Su ikram edince "Su gibi sınıfını geçiver&quo…

Depresyonda Psikoterapi Tedavisi

Psikoterapi, geleneksel anlamda psikolojik sıkıntıları olan kişilere, sıkıntılarının ne olduğunu anlamalarına, kökenleri hakkında bir iç görü kazanmalarına ve bunlara uygun çözüm yollan bulmaları için öneriler getiren her türlü yöntem diyebiliriz. Psikoterapiye belli bir kuramın getirdiği, belli bir açıklama ve bu açıklamayla uyuşan bir çözümleme yolu olarak da bakabiliriz. Günümüzde çok farklı ve çok sayıda psikoterapiler kullanılıyor. Bunları birtakım ortak yönleri var ve bu ortak yönler de öncelikle kişinin problemini normalleştirmek, yani bu sıkıntıların başka insanlarda da olduğu ve bunlarla ilgili bilgi sahibi olunduğu söylenerek kişiye umut aşılamak, bu problemi sistemli bir yaklaşımla anlamak ve tedavi etmek diyebiliriz.

Psikoterapi nin moral verici konuşmalardan ya da diğer rahatlatıcı şeylerden farkı ne?

Aile ya da komşular da geçici rahatlamayı sağlayabilir; ama psikoterapiyi uygulayan psikoterapist her şeyden önce eğitimli biri ve sorunu olan kişiyle bireysel bir yakınlığı o…

Düşünce Şemaları

Gündelik hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe,sıkıntı, çökkünlük ve öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici duygusal durumların oluşmasına düşünce şemalarımızdaki bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o an için rahatlatsın diye kullandığımız bazı düşünceler alışkanlık haline gelerek, otomatik olarak kullanılmaya başlanır.

Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği, gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış olmalarıdır. Bunlar:

1-Filtre oluşturma:

Karşılaştığınız durumlar ya da olayların tek bir yönü sizin için önem ifade ediyor, diğer alanları anlam taşımıyorsa, o kısımları hesaba katmıyorsanız filtre oluşturmaktasınız. Bazı kişiler yaşadıkları bir olay başkaları için ne kadar güzel olursa olsun, onun içinden olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer kişinin duygusal yapısı çökkünlüğe eğilimli ise kendilerinin küçümsendiği ya da kayıp yaşantılarını öne çıkarabilirken; öfkeye eğilimliler kendilerin…

The Kite Runner

İki insan... Çok sıkı olabilir bazen bağları. Dostluktur adı. Karşılık beklenmez. Yaptıkları her şey birbirleri içindir. En zor anlarda sırt sırta verebilen insanlardır bunlar. Dayak yenecekse de birlikte yerler, mücadele edilecekse de birlikte ederler. Biri bir diğeri için çamur bile yiyebilir. Yeter ki o istesin.
Bu tip ilişkilerde hayal kırıklarının yaşanma olasılığı pek yüksek değildir. Ancak dünya hâli bu... En sıkı bağların bile kopmasına yetecek güç elbette vardır. Bu güç gün yüzüne çıktığında araya ayrılıklar girer. Hiçbir zaman aklın ucundan dahi geçirilmeyen ayrılıklardır bunlar... İsteyen "Kader böyle emretmiş" yorumunu getirerek olaya, işin basit yönüne kaçmaya çabalar. Bir başka isteyen de aşırı sadakatin bir getirisi olarak ceza çekmekte olunduğu yorumunda bulunur. Fakat araya giren her ayrılığı nihayete erdirme yetkisi de bize kalmıştır. Geçmişte yaşanan tatsızlıkların nedeni ne olursa olsun, fani dünyada nefes devridaimi yapıyor oluşumuzun bir gereği olarak un…

Ramazan Şahin ve İlk Altın Madalya

Pekin 2008 Olimpiyat Oyunları başladığı günden bu yana tartışıp duruyoruz. "Nerede hata yapıyoruz"a verilecek bir cevabımızın dahi olmadığı anda bugün öğlen saatlerinde minderde Ramazan Şahin adındaki şahsın Türkiye adına altın madalya için mücadele edeceği haberini aldık. Pekçokları gibi televizyon karşısına geçtiğimde sporcunun şortunun renklerini ve göğüs bölgesinde yer alan Türk bayrağını görmesem Türkiye adına yarıştığına bin şahit isteyeceğim neredeyse. Neticede yine devşirme bir sporcu sayesinde ilk altın madalyasını kazandı ülkem. Lâkin ben hiç sevinmedim bu duruma. Az önce de belirttiğim üzere bu madalyanın bize hiçbir getirisi olmadığı gibi hafife alınmaması gereken şekilde götürüsü olduğu kanaatindeyim.
Minderdeki adamın suratına bir bakın. Güreşin başından sonuna dek ve hatta madalya töreninde bile somurtkan ifadesinden söz etmiyorum. İktidar partisinin milletvekillerinden aşina olduğumuz bıyığa ve İslamcı terör örgütü İBDA-C tarzı çember sakala dikkatleri çekmek …

Genç Werther'in Istırapları

İnsanoğlunun alışkanlıklarından vazgeçmesi hiç de kolay değildir. Öyle ki bu durumun imkân dahilinde bile olmadığını söylesem, kimsenin de itirazı olacağını zannetmiyorum. Yunan şair Kavafis şarkılara dahi konu olmuş o meşhur şiirinde şöyle seslenir; "Yeni bir ülke bulamazsın, yeni bir şehir bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir". Demek istediğim... İster tavırlarınızı baz alın, isterseniz de bir şeylere olan bağlanıp kalma duygunuzu... Pek bir farkı yok. Herhangi bir durumda herhangi birisinden vazgeçmeniz kolay değildir. Çünkü içinize işlemiştir ve benliğinizin bir parçası olmuştur. Bunun izlerini bir roman karakterinde arasak hiç kuşkusuz ilk işaret edeceğimiz Goethe'nin Werther'i olur.
Werther şehir hayatının yorucu akışından ve bilhassa monotonluğundan bir hayli sıkılmış bir gençtir. O yaşına dek tanık olduğu her şeyi geride bırakmak ve deyim yerindeyse kendi sıradanlığının ötesine yelken açmak istemektedir. Tüm bu arzuların pençesinde rüzgâr onu kırsal kesime…

Beş Dakika Bekle Git

Sen İstinye'de bekle ben buradayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım, karanlıktayım
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle git.

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabım bütün ekşi, suyum soğuk
yanımda olmadın mı seni daha çok seviyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin?
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç?
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu hiç?
Ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git

Bana ait ne varsa seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git.

Attila İLHAN

HAYAT

Gidene kal demeyeceksin. .. Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini... Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de. Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum, Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime. Sonra dedim ki söz ver kendine Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin, S…

Dinlenmesi Gerekenler (35) - Men Onu Sevmişem

Men onu sevmişem bir ilkbaharda
O beni terkeyledi boranda garda

Sağ olur her yara unutulanda
Sağ olmaz yaresi ilk mehebbetin ölürem
Sağ olmaz yaresi ilk mehebbetin

Değmedi elime yârimin eli
Neylesin yârime lokmanın eli

Sağ olur her yara unutulanda
Sağ olmaz yaresi ilk mehebbetin ölürem
Sağ olmaz yaresi ilk mehebbetin

TRIO AKSAK

Anımsa Beden

Anımsa, beden, ne denli sevilmiş olduğunu değil yalnızca,
o uzanmış olduğun yatakları değil yalnızca,
ama o arzuları da anımsa: gözlerde
senin için sakınmadan parıldayanları
ve senin içinde titreşen arzuları
ve bir engel yüzünden gerçekleşmemiş olanları.
Şimdi her şeyin geçmişte kaldığı şu anda
kendini vermiş gibisin neredeyse bu arzulara--
Nasıl parıldarlardı, anımsa, o sana bakan gözlerde,
nasıl titreşirlerdi senin içinde, anımsa, beden.

Konstantinos KAVAFIS

Çeviri: Özdemir İNCE

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 46

"Now tell me, what happened to my ship?"(Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest - Geoffrey Rush)

Pazartesi Notları #41

Caminin VIP’i de oluyormuş. Sağ olsun (olmasın mı yoksa) hükümet sayesinde bunu da öğrendik. Efendim Ankara’ya dikiliyormuş bu cami. Ankara’nın elindekiler yetmiyormuş. Gönül ister ki okullara, hastanelere de aynı alaka ile yaklaşsalar. Ayrıca 15 bin kişi kapasiteli olacakmış. Bu caminin bir de VIP bölümü olacakmış ki kayışın koptuğu nokta burası olsa gerek. Bu bölüme özel yapılacak bir tünel ile ulaşılacakmış ve bin kişi kapasiteli olacakmış. Ayrıca bu alanda özel abdesthaneler, dinlenme yerleri de olacakmış ve paşa gönlü tünele girmek istemeyenler için de asansörü olacakmış. YUH! Benim anlamadığım şu ki; bu adamlar bunun adını İslâm koyuyorlar ve halk da hâlâ bu masalları yutuyor. İslâm eşitlik dini değil miydi? Cami ise her Müslüman’ın ortak ibadethanesi değil miydi? Peki bu Very Important Prayer’leri diğerlerinden ayıran ne? Buraya bankaların Gold ve Platinium kartları gibi özel tasarlanmış kartlarla mı girebilecek insanlar? Hepsinden daha fazla merak ettiğim husus da burada edile…

Los Turcos

Fotoğraf birçoklarının düşünmesi muhtemel şekilde Türkiye'den değil, İspanya'dan... Deportivo la Coruna'nın stadyumu olan Riazor'da oynanan her maçta tribünlerde en az bir adet Türk bayrağına rastlamak mümkün. Hikâyenin başlangıcı ise ta Barbaros Hayrettin Paşa'ya dek uzanmakta. Deportivo İspanya'nın Galiçya bölgesinin takımıdır. Zamanında bu bölgenin halkı Barbaros Hayrettin Paşa ile son derece iyi ilişkiler içindeymiş. Böylelikle bölge insanları kendilerini El Turco olarak adlandırmışlar. Bundan 25 yıl önce ise Deportivo'nun ezeli rakibi olan Celta Vigo'nun taraftarları Deportivo taraftarlarına hakaret mahiyetinde "Türkler" diye hitap etmeye başlamış. Türklüğün hakaret değil, olsa olsa gurur kaynağı olacağını düşünen Deportivo taraftar grubu ise gruplarının adını El Turco yapmak konusunda düşünmemişler bile. Ayrıca kulübün takma isimlerinden birisi de Los Turcos. İki takım taraftarları arasındaki olayların patlak verdiği günden bu yana Riazo…