Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz 27, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DEMİR RAYLAR

Bir dergide reklamını gördüğüm bu kitabı, konusu ilgimi çekti ve hemen alışveriş sepetime atıverdim. Bir solukta okuduğum bu romanın konusu beni kendine çok çekti. Umarım sizlerde benim aldığım hazzı alırsınız okurken.

Yazar bu kitabında insanların yaşamış olduğu en büyük acılardan birini anlatıyor. Yahudi soykırımın hiçbir zaman unutulmayan, edebi gücü yüksek ve okuyucuda sarsıcı etkiler yaratan bir roman bu. Savaş bittiğinde roman kahramanı Avusturya topraklarında oldukça uzun süren bir yolculuğa çıkmıştır. Yolculuk için seçtiği araç ise trendir. Trenlerle dostluk kurar, dertleşir. Bu tren yolculuğunun amacı; komünist anne ve babasını toplama kampında infaz eden Nazi subayını bulup öldürmektir.

“Demir Raylar” psikolojik detay zenginliğine sahip bir çalışmadır. Kurgusu ve yazarın kullandığı dil harika. Bir çırpıda okuyacağınız bu romanı herkese kesinlikle tavsiye ediyorum.

Kitabın Arka SayfasındanErwin Siegelbaum toplama kampından bırakıldığı günden beri, savaş sonrası Avusturya’sında,…

Carandiru

2 Ekim 1992. Yer, eşcinselliğin rahatsız edici boyutta yaşandığı, uyuşturucu kullanımının önüne geçmenin mümkün olmadığı, sakinlerinin kesici aletler yardımıyla her gün birilerini doğradığı Brezilya'da bir hapishane. O gün çıkan bireysel bir kavga patlamak için küçük bir kıvılcım bekleyen 6000 mahkuma istediğini veriyor. Carandiru'da ayaklanma başlıyor, gardiyanlar atılıyor, mahkumlar kontrolü ele geçiriyor. Kısa bir süre sonra içeriye giren polis orantısız güce başvurup savunmasız insanlara dokunulmazlık zırhının da verdiği güvenle ateş açıyor. Maksat tamamıyla asayişi sağlamak. Neticede tam 111 mahkum polis kurşunu ile can veriyor. Sonrası malum, insan hakları örgütleri hükümete polisin dokunulmazlığının kaldırılması için baskı yapadursun, katliama karışmakla suçlanan 80'in üzerindeki polisin tek bir tanesi bile yargı önüne çıkarılmıyor. Ve bu olup bitenlere nedense bize hiç de yabancı gelmiyor.
Sanırım uzak doğudan gelen bir felsefe... Her iyinin içinde yer alan bir ufak…

İMKANSIZ AŞK

Can Yayınları tarafından çıkarılan bu kitap bir süre önce yayından kaldırıldı ve uzun bir aradan sonra tekrar raflara geri döndü. Yazarın bir dönem sevgilisi olan ünlü bir yazarla olan ilişkisini anlattığı gerekçesiyle yayınına ara verilmişti. Çok sansasyonel olan bu kitap da, yazar bir kadın ve yazar bir erkeğin 3 yıllık ilişkisini anlatmaktadır. Erkek yazar kadın yazar için eşini ve çocuğunu terk etmiştir. Elda ve S.’nin birbirlerine olan tutkularını çok güzel bir dille anlatmıştır. Ama Elde sık sık ortadan kaybolup başka ilişkiler yaşayıp tekrar S.’ye geri döner. S. Elda’nın dünyasından kendini bir türlü koparamaz. Bence okunması gereken, kadın ve erkek ilişkisini anlatan, oldukça samimi olan, okurken büyük keyif aldığım bu kitabı herkese kesinlikle tavsiye ediyorum.
Kitabın Arka SayfasındanBeş gündür, hep uzak ve karmaşık olan bir aşk’a, daha da uzak düştüm. Uzaklık çaresizliktir. Bazen hangisinin daha trajik olduğunu bilemezsiniz: Mesafelerin koyduğu uzaklık mı? Sözlerin, duygular…

The Dark Knight

Heyecanlıydım! Hem de çok. Anlatmaya dilim varmaz. Sadece aylar vardı önümde. Her filmi bu denli beklemem ben. Bir gariplik vardı ama ne. Sonuna dek bu heyecanı, bu mutluluğu saklayabilecek miydim? Lanet olası ocak ayı geldi. Haberler kötüydü. Merakla beklediğim filmin, en merakla beklediğim performansını sergileyen oyuncu sırtına ölüm ceketini geçirdiğinde ne moral kaldı, ne sevinç. Heyecanım söndü, kursağımda kaldı, yutkundum ama gitmedi. Bir müddet kalmalıydı orada. Bu kadar kolay olmamalıydı hazmı. Can çekişmeliydim biraz. Canhıraş bir çığlık koyuverdiğimde farkında değildim çevreme dolan birkaç bedenin sessizce beni izlediğinden. "O gitmiş"ti, benim için. "Kim"di onlara göre.
En sevdiğim kötü kahraman... The Joker! Bundan önceki birkaç yazımda da bahsini etmişimdir illâ ki. Ben hatırlıyorum çünkü. Küçükken ders kitaplarımın arasına sakladığım her çizgi romanda o vardı. Kendine has oyunları, yürüyüşü vardı... Gülüşü vardı yüreklerde yankılanan. Oyuncaklarımdan b…

Creativity (19)

Tam Viagens

Not: Resmin üzerine tıkladığınızda resmin büyüdüğünü biliyor muydunuz?

ARMUTLU'DAN KARELER

Pazartesi Notları #37, #38

Yaklaşık iki haftalık bir aranın ardından yeniden merhaba! Geçen haftaki Pazartesi Notlarını tamamen elimde olan nedenlerden ötürü yazmadığım için bu hafta 37 ve 38’nci hafta notlarını bir arada sunmak gibi muhteşem bir kampanyaya giriştim. Haydi bakalım!Bu yokluk süresince pek çok şeye kafamı bozdum. Mesela bunlardan biri rektör atamaları ile ilgili YÖK’ün Çankaya’ya sunduğu liste… Her geçen gün siyasallaşan YÖK üniversitelerin kendi içlerinde yaptıkları seçimleri adeta hiçe sayarak seçim kazanmış rektör adaylarını liste dışı bırakıyor, birçoğu da listenin alt sıralarına gönderiliyor. Seçim birincileri, Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri bir bakıma bozguna uğratılırken, milliyetçi ve muhafazakâr adaylar cumhurbaşkanının önüne liste başı olarak gidiyor. Son söz Çankaya’da tabii… Köşke çıkarken “Lâik cumhuriyeti korumaya” ant içen cumhurun başında…Yakın bir geçmişte Trabzon’da bir alışveriş ve yaşam merkezi açılmış. Gariplikler bundan sonra başlıyor tabii. Bina yapılmış bitmiş, açılışı …

The Wind Will Carry Us

Gideceği yeri bilmeden yola adımını atan birine hangi rüzgâr yardım edebilir ki? Yola çıkmışsanız eğer farkında olmasanız bile bir amacınız vardır. Attığınız ilk adım bunun kanıtıdır. Burada önemli olan o ilk adımı hangi yöne doğru atacağınıza karar verebiliyor olmanızdır. Şayet herhangi bir fikre sahip değilseniz kimsenin size pusula ya da deniz feneri olmasını bekleyemezsiniz. Okyanusun ortasında bir başına, sığınacağı bir limanın hayalini kuran gemiyi düşünün. Bu geminin yön bilincini kaybetmiş olması sırtını rüzgâra dayamasını gerektirir mi? Elbette ki rüzgârın gemiyi nihayetinde bir limana yanaştıracağı aşikâr, peki gidilen yerin önceden hayal edildiği gibi bulunacağını kim iddia edebilir? Rüzgâr hayat verir. Bunu bir uçurtmada görebiliriz mesela. Rüzgârı peşine takan uçurtma hızına hız katar, semada özgürce süzülür. Kim bilir, belki de, rüzgâr gerçekten taşıyıcı bir güçtür. Sizi önceden hayalini kurduğunuz yerlere taşımaz belki, ancak farklı diyarlar görme arzusu içinde yanıp tu…

Chinatown

Öyle bir insan düşünün ki hayatını başkalarının kirli çamaşırlarını teker teker ortaya dökerek, bunları gerektiğinde şantaj malzemesi olarak kullanarak kazansın. İcra ettiği mesleğin etik olup olmadığı sorunsalı şöyle dursun, kaç insan mutluluğu başkalarının mutsuzluğunda arar ki? Özel dedektiflerin de yaptığı bir bakıma budur. Emniyet teşkilatındaki sıra dışı olmayan meslek yaşantınız gün gelip de sona ermiştir. Alacağınız emekli maaşına tamah edemezsiniz belki, belki de çalışmadan duramıyorsunuzdur ve gerekli hazırlıkların ifa edilmesinin ardından açarsınız bir ofis ve başlarsınız özel dedektiflik yapmaya. Bir bakıma rahat batıyordur bir taraflarınıza. Bir türlü anlamlandıramadığım “tutmak” fiilindedir sahne alma sırası. Birileri gelir sizi tutar. Sonraki aşama elinize büyüteci tutuşturup, varsa ayak izlerini takip etmek, gün gün saat saat müşteriye bilgi vermektir. Genelde de bir sonuca ulaşamazsınız. Aldığınız para birkaç sokak arşınlamış olmanızın ödülüdür. Hatta can adımladığını…

The Reaping

Kaç zamandır şöyle okkalı bir gerilim filmi izlemiyordum. Seyrederken adama attığı tokadın etkisi uzun süredir geçmeyenlerden bahsediyorum. Aslına bakarsanız uzun süredir herhangi bir gerilim filmi bile izlemedim ben. Cesaretimi toplayıp da bu işe girişmek yemedi doğrusu. Cesaretimden yoksun oluşumun sebebi izlerken muhtemelen hissedeceğim korku duygusu değil, gerilim filmlerinin ta kendisi aslında. Çünkü yok kardeşim böyle bir film. Varsa bile ender. İsmi gerilim, cismi başka bir şey. Ben istiyorum ki şöyle oturduğum yere mıhlanayım, tuvalete dahi gidemeyeyim. Çok mu şey istiyorum ki? Kendi rahatımdan bile vazgeçiyorum bak! Sadece uzun süredir sinema dünyasında bulunmayan kaliteli bir gerilim filmi istiyorum. Samanlıkta iğneyi bulurum ama bu muradım gerçekleşmeyecek gibi. Nerede bir Signs, bir The Others, bir The Sixth Sense, bir Storm of the Century, bir Suspiria, bir The Shining, bir Pi, bir Les Rivières Pourpres
Bahsini ettiğim türdeki son kalkışmam The Reaping oldu. Olmaz olaydı.…