Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz 6, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uya…

YANLIZ BİR OPERA

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin

Yaz başıydı gittiğinde.
Ardından, senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim.
Kimsesiz bir yazdı.
Yoktun.
Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mev…

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

AHMED ARİF

AŞK ÜSTÜNE

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kend…

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve akpak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
Bahçede akasyalar açardı baharla
Ne şirin komşumuzdun fahriye abla

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
En sonunda varmışsın bir erzincanlıya
Bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın
Hala dağları karlı erzincanda mısın
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
Ne …

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

Bülbülü Öldürmek, ırkçılığın yaşandığı küçük bir Amerikan kasabasında, 1930’lu yıllarda, bir zencinin bir beyaz kadına tecavüz etmesinin hikâyesini, 8 yaşındaki bir çocuğun bakışıyla anlatmaktadır. Sanık zenciyi, görevine son derece bağlı, dürüst beyaz bir avukat savunmaktadır. Bu kitap inanılmaz etkiler yaratmış ve üst üste bir çok baskılar yapmıştır. Romanın, bu kadar başarılı olmasının altında bence çocuk ruhuna uygun bir şekilde değerlendirilmesi yatmaktadır. Dili ve anlatımı oldukça güzel, sizi sıkmadan ilerliyor roman. Aynı zamanda bu kitap Amerikan Kütüphaneciler Birliği'nce yüzyılın en iyi romanı seçilmiştir. Yazarın tek romanı olması ve 1961 Pulitzer Ödülüne sahip olması nedeniyle herkese tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyun derim bu romanı.

ÖZLEDİM SENİ

Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturu­yor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı­yorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime sapla­nan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni ok­şayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, se­vimli ha­şarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı be­ni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken...
ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz ge­celerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında...
O şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yor­gun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:
"Yaşayamaz artık bu evde... yüksek b…

Fincher'den Yeni Bir Film

Bilog dedi ki;

- Fincher yeni film çekmiş lan!

Ben de dedim ki;

- Oha!

Sonra Bilog dedi ki;

- Harbi bak!

Ben de dedim ki;

- Dur bir bakayım.

Bilog da dedi ki;

- Bak!

Baktıktan sonra geri dönüp dedim ki;

- Ana! Yine Brad Pitt var. Bonus olarak da Cate Blanchett var. Yanında yatarım ben bunun. Üstelik senaryosu da fena.

Bilog ekledi:

- Can Yücel'in "Tersten Yaşam" başlıklı yazısının içeriği ile birebir örtüşüyor.

***

David Fincher'in yılbaşında vizyona girecek olan son filmi The Curious Case of Benjamin Button hakkında biraz bilgi vereceğim. Ancak önce Can Yücel'in söz konusu yazısını önce kopyalayıp, sonra yapıştırayım:

"Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. Nasıl mı? Camide uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.

Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itiba…

YAŞAYABİLME İHTİMALİ

Soğuk ve şehirlerarası Otobüslerde vazgeçtim Çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda Otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında (Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı ozaman) özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra... Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık... Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat birTürkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi... Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri... Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda t…

6 Yillik 7 Gb Lik Matematik Arşivi (dev arşiv)

eklenmiş olanlar

7. SINIF SORU BANKALARI ESKİ YENİ SİSTEM (181 mb)
MATEMATİK KONU ANLATIM SALYTLARI (50 mb)
48 ADET MATEMATİK PROGRAMI (160 mb)
İNGİLİZCE MATEMATİK BELGELERİ (27 mb)
MATEMATIK_RESIMLERI.rar (36 mb)
MATEMATIK_KULUBU_CALISMALARI (0,89 mb)
6._SINIF_YAPRAK_TESTLER (95 mb)
OKS_HAZIRLIK_YAPRAK_TESTLERİ (222 mb)
ÖSS (dev arşiv oss 533 mb)
LISE_SLAYTLARI (21 mb)
KANUNLAR YÖNETMELİKLER YÖNERGELER GENELGELER TÜZÜKLER TEBLİGLER DERGİSİ NE ARARSANIZ (60 mb)idari belgeler
PUZZLE (10 mb)
SUNULAR (82 mb)
ATATÜRK İLE İLGİLİ BELGELER
ATATÜRK_RESİMLERİ (23 mb)
İstiklal_Marşı (24 mb)
METİN (2 mb)
ŞİİR (36 mb)
VİDEO (video 27 mb)
48 ADET KÜÇÜK BÜYÜK MATEMATİK PROGRAMI (160 mb)
OLİMPİYAT SORULARI (3 mb)
KONU ANLATIM SLAYTLARI (52 mb)
7. SINI FSORU BANLARI ESKİ YENİ MÜFREDAT (170 mb)
ORİGAMİ BELGELERİ (150 mb)
ATATÜRK’ÜN YAZDIĞI GEOMETRİ KİTABI (2 mb)
İNTERNET DERLEDİĞİM VE DÜZENLEDİĞİM MATEMATİK ÇALIŞMA KAĞITLARI (30 mb)
MATEMATİK KONU ANLATIMLARI (140 mb)
OKS KONU KONU ÇIKMIŞ SORULAR (6 mb)
ÖSS KONU KONU ÇIKMIŞ SORU…

İmam Gazzali - İslam Hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi

Büyük islam alimi büyük imam "imam gazali"'nin müthiş eserlerinden birisi yorumlarınızı bekliyoruz kitap hakkında daha fazla bilgisi olan buyursun

linkler:
http://rapidshare.com/..imamgazaliislamhukuku.rar.html

Şiirsiz Yaşamak

Tam teslim olduk sanırken ekran­daki çerçöpün hükümranlığı­na, yağmurlarla gelen bir şiir, aniden geceye sızıp can suyu veriyor kurak ruhlarımıza:

"Gözyaşlarının gücü vardı eskiden" diyor Adnan Özer, "...ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden/gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden/açılırdı hayal, tu­zun suda bukağısı çözülürken"...

Şiir çekip alıyor bizi gömüldüğümüz seviye­siz bataklığın kucağından...

Dizelere yapışıp ayaklanıyoruz.

* * *

Meğer ne çok olmuş O'nu kovalı hayatımız­dan...

Ne çok olmuş, uykuda bir sevgilinin alnına bir minik buse, sofranın kenarına bir küçük mum kondurmayışımız.

Abdülhak Hamid, kendisinden 40 küsur yaş küçük Lüsiyen'ine yazdığı mektuplara "Bahar-ı Ömrüm" diye başlıyordu:

"Bahar-ı ömrüm; aşk bir maniadır ki ya aş­mak veya tahrip etmek lazım; yahut da huzu­runda kalmak ve yok olmak..."

Biz, tahrip ettik o "mania"yı; huzurunda kalmanın bedelini göze alamadığımızdan...

O yüzdendir "ömrü…

AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrı…

YAĞMUR

Yağmur yağıyor mutfak camındayım Nasıl üşüdüğümü bilemezsin Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama… Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?” Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi
Bazen mutfakta dalıp giderdin yemek yaparken, Tahta kaşıkla tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba? Özlemek çok fena anne, anlamak seni; daha da fena… Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da “Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu? “Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez, anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye, çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartı…

Pazartesi Notları #35

Evde deneyin. İki adet Petit Beurre’nin arasına Nutella’yı boca edin. Sonraki aşama olarak mideye indirin. Tek bir kötü yanı var o da hastalık yapması.Pudinglerin en güzeli muzlu puding. Test ettim, onayladım. Evet!Knorr’un sanırım… Mahluta çorbası var… Hazır çorbaya karşıyım ama annenizin çorbası gibi vallahi.Hatay’da bir ilköğretim okulunda Hıristiyan bir öğrenci Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinden sınıfta bırakılmış. Demek ki neymiş? Zorunlu din dersi bile değilmiş, “zorunlu İslâm” dersiymiş.Belgesel yapımı ile uğraşanlara çok özeniyorum. Sen gez, dolaş, gör, öğren üzerine bir de para al. Süper!Head & Shoulders’in “Mentol Ferahlığı” kod adlı şampuanını kullan ey okur. Böyle böyle ferahlıyorsun, hiç çıkmak istemiyorsun banyodan. Arada bir gözüne kaçırıyorsun, sonra da kendini tutamayıp koyveriyorsun çığlığı. Sonra ev ahalisi banyo yerine bin bir türlü şey yaptığını düşünüyor. Ama olsun, güzel bu şampiyon, ay şampuan. Hay Allah!“Gülmek nedir?” sorusuna en uygun cevap; “Eşittir…