Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran 29, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Doğumdan hemen sonraki dönem pek çok kadın için adeta bir rüya gibidir. Eve yeni gelen bir bebek aileye neşe ve mutluluk saçtığı kadar stresli de yaratır. Eve yeni bir bireyin katılışı kadınların önemli bir kısmında zihinsel ve duygusal değişikliklere yol açar.

Zihinsel ve duygusal durumu etkileyen bu durumları melankoli, depresyon ve psikoz olarak sınıflandırabiliriz.

Doğum sonrası "Melankoli"

Kadınların yaklaşık % 85'inde doğumdan sonra melankolik bir durum görülür. Bu gerçek bir duygulanım bozukluğundan çok doğumun normal bir parçası olarak kabul edilmelidir. En sık doğumdan sonraki ilk haftada ortaya çıkar.

Annelerde uyku problemleri, ağlama krizleri, üzgün görünme halsizlik, baş ağrıları, konsantrasyon güçlükleri, şaşkınlık, sinirlilik, iştahsızlık problemleri görülebilir. Bu tablo çok önemli değildir. Genelde 1-2 hafta içinde şikayetler kendiliğinden kaybolur. Ancak bu kısa geçiş döneminde ailesinin ve eşinin anlayışlı davranması ve kendisine yardımcı olmaları gereklid…

BENLİĞİN SAVUNMA MEKANİZMALARI

Savunma mekanizmaları gerek kişinin ortama adaptasyonunda ve gerekse gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Kişilik Gelişimi’nin en göze çarpan ve önemli gerçeklerinden biri, onun sürekli olarak değişimidir. Bu değişim hayat boyunca devam etmekle beraber, en belirgin olarak bebeklik, çocukluk ve ergenlik devrelerinde gözlemlenir.

Gelişim süresince ego, yapısal olarak farklılaşır, dinamik olarak da enerjinin dürtüsel kaynakları üzerine olan kontrolünü arttırır.

Tüm kişilikte oluşa gelen değişiklikler, beş koşulun sonucu ortaya çıkar.

* Olgunlaşma
* Dış dünyadan kaynaklanan ve düş kırıklığı ile sonuçlanan üzüntü verici uyarılar
* Kişisel yetersizlikler
* Sıkıntı

Kişinin olgunlaşma süreci içinde karşılaştığı tüm engelleyiciler ve bunlarla savaşımı, bu engelleri yenme yolunda ortaya koyduğu uğraş, onun kişiliğini geliştirir. Bu gelişimde ego, ait olduğu organizmayı koruma gayretiyle bir takım Savunma Mekanizmaları yaratır. Normal veya nörotik her şahıs, hayata uyumda bu savunma mekanizmalarından …

Travmalar ve Travmalarla Başetme Yolları

Özellikle son yıllarda ülkemizde ve dünyanın genelinde sıkça yaşanmaya başlanan deprem ve sel gibi diğer doğal âfetler, savaşlar ve silâhlı çatışmalar, trafik kazaları, saldırılar, işkence ve tecavüz gibi olaylara mâruz kalan kişiler korku, dehşet ve çâresizlik yaşamaktadırlar. Çok yakın geçmişte Çin’de yaşanan ve tüm dünyayı üzüntüye boğan deprem felâketi ile beraber yeni vak’aların da ortaya çıkacağı kesindir. Bu olaylar insanın ruh sağlığını olumsuz etkilemekte ve etkisi yıllarca sürebilecek izler bırakabilmektedir. Günlük rutin işleyişi ve işlevselliği bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, endişe ve panik yaratan, kişinin yaşamış olduğunu anlamlandırmaya çalışma süreçlerini bozan bu tür olayları “travmatik yaşantılar” olarak adlandırmaktayız. Travma, ruhsal ve/veya bedensel bütünlüğü bozan her türlü yaralanmaya, örselenmeye verilen genel isimdir.Daha detaylı bir açıdan baktığımızda, “ruhsal travma” kapsamına fiziksel ve duygusal tâcizler (dövülme, gasp olayları, çocukluk…

Hö?

YAŞAM YAŞANDIĞINDA YAŞAMDIR

Yaşam, iki bölümden oluşur; brüt yaşam ve net yaşam.

Brüt yaşam, doğumdan ölüme dek geçirdiğimiz süredir. Net yaşam ise, kendimizle ve sevdiklerimizle yaşayabildiğimiz, başkasının doğrularına uymadığımız, içimizdeki sesi dinlediğimiz ve kendi kanatlarımızla yükselip, çook uzaklara uçabildiğimiz süredir.

Lütfen yaşam vergilerini kaçırıp, net yaşamınızda, brüt rakamınızı yakalayın.

Net yaşamınızı da sonuna dek harcayın.

Bankalarda, buzdolaplarında, sandıklarda saklamayın.

Onu devretmeyin, ödünç vermeyin, ertelemeyin.

Sıfır kilometre kanatlarınız, bomboş bir bordroyla, arkanızda, denizleri, bulutları, ağaçları, müzikleri, aşkları, dostlukları, kavgaları, gözyaşlarını, o güzelim güneşi, kedileri, kuşlaeı, balıkları, dağları, fotoğrafları, Antep işi lahmacunu, damardan tuzlamayı bırakarak çekip gitmeyin.

Cenneti içinizde de, yanınızda da, az ötenizde de duyumsayın.

Hoparlörde, kâğıtta, bisikletin pedalında, pabucunuzun altında, sırtınızdaki çantada, termosta, küt küt ölünceye dek atacak kalbinizin…

ANNEM

Hani eski zaman masalları anlatır
Hüznümü huzura dolarsın
Kaşım gözümden çok içim bir parçan
Annem sen benim yanıma kalansın

Hani bir biblon vardı kırdığım
Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın
Ama bil ki ben de parçalandım
Annem ben senin yanına kalanım

Annem annem sen üzülme
Sözlerin hep yüreğimde
Annem annem gel üzülme
Ben hala senin dizlerinde

Uzayan sohbet gecelerinde
Rolleri unutup dost oluruz
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız
Annem biz bir birimize kalanız
Ben kararlı uçarken yolumda
Sen çatık kaşların altında
Her yeni güne sevgiyle başlarsın
Annem sen benim yanıma kalansın

Annem annem sen üzülme
Sözlerin hep yüreğimde
Annem annem gel üzülme
Bu gönül hala dizlerinde

Aylin Atalay

MARQUEZ'İN VEDA MEKTUBU

Yakalandığı amansız hastalık yüzünden inzivaya çekilen Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in dostlarına yazdığı veda mektubu.

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok düş görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.

Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.
Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.
Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, yalnızca vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığı ile açardım.

Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin yüzünü göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri…

Hayat Çok Yakışıyordu Sana

Ölümün yakışmadığı insanlar vardır. Her gördüğünüzde zamanın sonuna dek hayatlarından, neşelerinden en ufak bir şey kaybetmeyeceğini düşünürsünüz. Hayat afili bir takım elbise gibi yakışıyordur üzerine, gülmek de… Onu her gördüğünüzde yaşamın aslında güzel olduğunu düşünürsünüz. Hep öyle gitmez tabii. Külkedisi misali kara zaman çalınca saatin gongunu anlarsınız bir şeylerin ters gittiğini. Tüm büyü söner, ışıklar da; perde iner ve sahne kararır. O üzerine çok yakışan takım elbise alınmıştır ellerinden. Karanlığın orta yerinde çırılçıplaktır. Kendisine en çok yakışan şey, yani hayatın ta kendisi, ondan alınmıştır. Halbuki daha çok erkendir. Yakışmayan da budur.
İnsanlar çok garip yaratıklar. Yerli yersiz gülerler, ağlarlar. Başkasının derdi bizi gerçekten çok gerer pek çok zaman. Ölümlere ağlanır. Dünyanın her yerinde böyledir. En nefret edilen insanların bile cenazesinde ağlayanları illa ki görürsünüz. Bir de hiç tanımadığımız, bırakın iki çift laf etmeyi yüz yüze bile konuşmadığımız,…

ARMUT VE ERİK AĞACI

İşyerimde oturduğum yerden gördüğüm bir manzara.Armut ve erik ağaçları.

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın tela…

Ömer Hayyam'dan (4)

Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan'ın:
Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden, diye ferman edensin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.Baharlar yazlar gider, kara kış gelir;
Varlığın yaprakları dürülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme; bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma:
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalkıyorum gün ortasında.Şarap iç, bire birdir derde tasaya;
Ne bu dünya kalır, ne öteki dünya.
Ne serin ateştir o, ne cam dolu su:
Çabuk ol…

TAVŞAN VE FELSEFE

Ahmet Altan'ın "Sofi'nin Dünyası" adlı felsefi roman üzerine yazmış olduğu bir yazı.


Felsefe, insanlara, karanlık, karmaşık, anlaşılmaz, ürkütücü bir sonsuzluk gibi gelir, hayatın en temel sorularına cevap arayan filozofların görüşlerine, sanki bu iş onların hayatını hiç ilgilendirmiyormuş gibi uzak dururlar, felsefe "derin" insanlara ait bir işmiş gibi gündelik konularımızın dışına itilir.Hâlbuki binlerce yıldan beri süregelen felsefi tartışmalar bir "polisiye roman" gibi heyecanlı ve zevklidir, "katil kim" sorusuna cevap arayan dedektifler gibi, filozoflar da "yaradılışın" sırrını çözmeye, hayatın "failini" bulmaya uğraşırlar.





Norveçli bir felsefe öğretmeni olan Jostein Gaarder de otuz dokuz yaşındayken, insanlara özellikle de öğrencilere felsefeyi sevdirmek için "Sofi'nin Dünyası" isimli bir romanı yazmış, kitap Türkiye'de dâhil bütün dünyada bestseller olmuş. Roman, on üç yaşındaki Sofi'nin bir…

Dinlenmesi Gerekenler (31) - İstanbul

Ah İstanbul
Sen de beni unutmuşsun
Adım çıkmış hatırından
İstanbul, İstanbul, İstanbul

Ah İstanbul
Sen de biraz tozutmuşsun
Üstün başın darmadağın
İstanbul, İstanbul, İstanbul

İstanbul yüzüme ah bi' bak
İstanbul yüzüme ah bi' bak
Bir bak n'olur
Anla beni
Anla anla anlat bana da

Ne kadar kalleşsin ah dünyam
Tutmuş sana aşık olmuşum
Ama olsun
Aldat beni
Aldat aldat aldat
Ölene kadar...

PEYK

Peyk - Istanbul
yükleyen sayit

Storm of the Century

Gerilim filmleri izlemeyi severim. Ancak pekçokları gibi kolay kolay da beğenmem bu tür filmleri. Birilerinin parmakları arasından baktığı ekrana çoğu zaman gülerek bakmışımdır. Bir çekiciliği olmalı işte. Ne idüğü belirsiz yaratıklar olmamalı mesela. Seri katil hikâyeleri de beri gelsin. Çok severim. Ancak hepsinden ayrı olarak bir filmi ayırırım. Gerilim filmleri listemin en üst sıralarına yerleştiririm. Eski yazılarımdan birinde kısaca değinmiştim bu filme ve türünün en beğendiğim filmlerinden olduğunu belirtmiştim. Ünlü yazar Stephen King'in aynı adlı romanından uyarlanan Storm of the Century'dir bu film. Bu arada, film derken yapımın 1999 yılında BBC için çekilen 4 bölümlük bir televizyon dizisi olduğunu da belirtmek gerek. Yine de ülkemizde DVD ve VCD'lerine ulaşmak mümkün. İsterseniz arkası yarın yöntemi ile zevki günlere yayarsınız, ya da 240 dakikalık boş vaktiniz vardır ve kesintisiz, bir çırpıda izleyiverirsiniz.
Hikâyenin bahsini edelim biraz da. Little Tall Ada…

SANDIK ODASI

Gün ışığıyla yıkanmış küskün bir yıldız gibi akıp geçtin
Sessizliğimizin üstünden
Oyalanacak bir şey bile bırakmadın
Tozlanmış,dalgın bakışlarımıza
Ne zaman, nerede bir şey yitirsek
Burada bulacağımızı sanırdık
Bu sandık odasında
Mümkünmüş gibi
Balkonda unuttuğumuz nice yazlardan sonra...

MURATHAN MUNGAN

Türküler Yanmaz

Eski bir teypte yanık bir türkü tutturmuş Edip Akbayram. Karanlık ve hüzünlü geceye biraz daha hüzün katıyor teypten gelen cızırtılı ses...

"...güllerim yandı, yüreğim dayanmaz"

Bir iç geçirme krizine musallat oluyorum. Eskiye dalıyorum. Menemen'de halkı isyana teşvik edenleri, Şeyh Sait'in önderliğinde emeklemeye bile başlamamış bir düzene başkaldıranları düşünüyorum. Cumhuriyet süresince dönem dönem boy göstermiş isyan hareketlerinde masum hayatların yitip gidişine üzülüyorum. 2 Temmuz 1993 akşamına gidiyorum. Şeriatı savunan ve lâikliğe edepsizce dil uzatanları, yol kenarında güç bela ayakta durmaya çalışan bir otelin penceresinden izliyorum, güller yanıyor ve yüreğim de yanıyor aynı anda. Kuytu bir köşede bir çiçek küsüyor.

"...bilmez misin ki türküler yanmaz"

Dışarıdan gelen tekbir sesleri otelde bulunan 37 kişiyi ürkütüyor. Onlar beni göremese de ben onların yüzünde okuyorum endişeyi, çaresizliği, kadere isyanı. Otelin yanıbaşında inleyenlere kimse müdaha…

ELVEDA KIZLAR ÜLKESİ

Bu kitabı gittiğim hastanede bir doktorun elinde gördüm ve kitabın adı çok ilgimi çekti. Rica edip biraz inceledim kitabı ve ilk işim bu kitabı satın almak oldu. Bu kitap Çin’in Yunnan eyaletinde yaşayan Moso halkını ve onların hikayesini anlatmaktadır. Yazar aynı zamanda Moso halkından bir kadındır. 15 yaşındayken annesiyle yaşadığı, etrafı dağlarla çevrili olan köyünden, şarkıcı olmak için başka bir yere giden Namu’nun gerçek hikayesidir.

Bu kitap aynı zamanda Moso halkının geleneklerinden de bilgi verir. Kitabın Fransız yazarı antropolog olmasından ve Moso halkı üzerinde doktora yapması bu bilgilerin doğruluğunu daha çok kanıtlıyor bizlere. Bu geleneklerden biri de kadın ve erkek arasında evliliğin olmamasıdır. Ataerkil bir toplum değildir. Mosolarda soyu belirleyen ve devam etmesini isteyen kadındır. Moso kadının birçok sevgilisi olabilir ana hiç biriyle evlenmez. İsterse her sevgilisinden birer tane çocuk doğurabilir. En ilginç olanı da Moso dilinde “baba” kelimesinin karşılığı yo…

Dostoyevski e-book paketi

Rar içeriği:
Angelique'in Hülyası
Batı Batı Dedikleri
Bir Garip Kişinin Düşü
Çocuklar Arasında
Değirmenimden Mektuplar
Delikanlı
Diriliş
Ebedi Koca
Ev Sahibesi
Ezilenler
Karamazov Kardeşler 1-2-3-4
Kumarbaz
Mektuplar
Nana
Nelli'nin Öyküsü
Ölü Bir Evden Hatıralar
Öteki
Suç ve Ceza 1-2
Veba
Yer Altından Notlar

TXT Formattadır
Linkler:
http://uploading.com/files/463mm45b/dostoyevskiTXT_dunyaninkitabi.blogspot.com.rar/

Stranger Than Paradise

Hep kandırılmışızdır belki. Bir söyleneni iki etmemiş, beyaza siyah diyene "Eyvallah hacı" deyip geçmişizdir çoğu zaman. Kabullenmek yaradılışımızda var belki de. Bir başkası "Öyle" diyorsa, "Hayır, böyle" demek eşyanın tabiatına aykırı sanki. Pek çok kavram üzerine kurulmuş klişe duvarlarını yıkabilecek gücü bulabiliyor muyuz kendimizde? Ben pek rastlamadım bugüne değin. Vardır belki su ile toprağın biraraya getirildiği yerlerde, kimbilir! Bazı kavramların tekdüzeliğine karşı çaresiz kalırsınız. Pencereyi hep açık bırakmışsınızdır ve acısını çektiğiniz tutulmaya siz sebep olmuşsunuzdur. Mesela yalnızlık... Ferman buyurmuştur birileri yalnızlık hakkında ve biz kabullenmişizdir nedenini bilmeden; "Yalnızlık birden fazla kişiyle paylaşılmaz, paylaşılırsa onun adı yalnızlık olmaz"... "Yok ya" derler adama.
İnsan bazen kendi seçer yalnızlığı. Hâl böyleyse eğer korkulacak bir şey yoktur. Özgür irade alınan tüm kararlar iyidir, hoştur. Aksi i…

Müzik Terapisi

1977'de Amerika müzikle tedaviyi bir bilim dalı olarak kabul etti. Müzik terapisi psikiyatri temelli hastalıklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullanılıyor. Türkiye, müzikle tedavinin henüz farkında değil. Oysa Farabi, Razi, İbn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk alimleri bu alanda çok önemli çalışmalara imza atmışlardı.

Felsefe, tıp, astronomi, matematik, musiki gibi on yedi ayrı bilim dalında eserler veren İslam âlimi Yakup El Kindi’nin tüccar komşusunun oğlu birdenbire hastalanır. Yemeden içmeden kesilir. Hastalık, tüccarın işlerini sekteye uğratır; çünkü her işi oğlu yönetmektedir. Hastalığa çare bulunamaz. Bir arkadaşı tüccara, bu hastalığı ancak Kindi’nin tedavi edebileceğini söyler. Tüccar, komşusu Kindi’yi bilmektedir ama şimdiye kadar sürekli aleyhinde konuşmuştur. Yine de aracı vasıtasıyla ondan yardım ister, Kindi de kabul eder. Hastanın nabzını kontrol ettikten sonra musikide hünerli öğrencilerinden birkaçını çağırır. Onlara ne çalmaları gerektiğini söyler…

Şizofrenik Alt Tipler

Paranoid Tip

ICD-10 ve DSM-IV sınıflandırma sistemlerinde yer alan bir alt tiptir. DSM-IV deki tanımına göre başlyca özelliği bir ya da daha fazla sanrı ile uğraşma ya da çoğunlukla duyulan işitsel varsanıların varlığıdır.
Paranoid şizofrenik tipi klasik olarak perseküsyon ya da megalomanik sanrılarla karakterizedir. Tipik bir paranoid hasta gergin, kuşkucu, tedbirli ve mesafelidir. Ayryca düşmanca bir tutum takınabilir ve saldırgan olabilir.

Dezorganiza Tip

İlkel, dizginlenemeyen ve örgütlenmemiş bir davranış biçimine belirgin şekilde gerileme ile kendini gösterir ve katatonik tipin tanı ölçütlerini karşılamaz. Hastalığın başlangıcı genellikle erken yaşta olup 25 yaşından öncedir. Hasta genellikle aktif, fakat amacsız ve yapıcılıktan uzak görünür. Düşünce bozukluğu belirgindir ve gerçeklikle ilişkisi cok azdır. Duygusal tepkiler uygunsuzdur, yersiz gülme ve ağlamalar olasıdır. Uygunsuz ve garip mimikler görülebilir.

Katatonik Tip

Klasik özelliği motor işlevsellikte stupor (tepki yokluğu ve…

Yüz İfadeleri

"Ama burada ben hiçkimse değilim. Bir yüzüm yok. Kahverengilere bürünmüş bu koca kalabalık, beni kimliğimden etti... Bir yüz bulacağım. Anıtsal bir yüz. Ve onu bilgelikle, güvenle donatarak bir tılsım gibi takacağım..." (Virginia Woolf, Dalgalar).

Yüz ifadeleri, beden dilinin hem anlamı en açık sözcüklerini, hem de neden sonuç ilişkisine oturtması en güç bölümünü oluşturuyor.

Özellikle gözlerin ve bakışların kazandığı önem, bazı araştırmacıların ilginç çıkarımlar yapmalarına bile neden olmuş. Şempanze ve diğer primatlarda bulunmayan göz akının, bakışlarımızı daha anlamlı ve açık kılmak için gelişmiş olabileceği gibi. Yüz ifadesiyle ilgili olarak modern anlamda yapılan çalışmaların 19. yüzyılda Charles Bell'le, özellikle de ifadenin anatomi ve fizyolojisiyle ilgili olarak yayımladığı kitabyıla başladığı kabul ediliyor. Bell'in çalışmaları, duygusal ifade üzerine yaptığı incelemelerde Darwin'e de esin kaynağı olmuş. Ancak Darwin ve kendisinden sonra gelenlerin yıllar…

Ses Terapisi

Ses terapisi kavramı ilk başta tuhaf gelebilir, ve tıbbi araştırma laboratuvarlarını çağrıştırabilir. Ama gerçek şu ki etkileri günlük hayatımızın ta içindedir. Örneğin, güçlü temposu olan bir müziği her duyduğumuzda, sesin ve müziğin enerjimizi ortaya çıkaran etkisini hissederiz.
En son ne zaman dansetmekten kendinizi alakoyamadığınız bir parça duymuştunuz?

Bulgar psikiyatrist Gorgi Lazanoff, öğrencilerine Barok müzik dinleterek (1700ler; Bach, Vivaldi, Telemon, Handel) ve vurguyla ritmik olarak nefes almalarını sağlayarak, öğrenme kapasitelerini arttırdığını göstermiştir. Bu deneye dayanarak ses ve müziğin sadece fiziksel sağlığımıza değil, duygularımıza ve zihnimize de son derece olumlu etkileri olduğu söylenebilir.

Ses Terapisinin kökeni, evrenin tekrarlanan frekanslardan oluştuğu teorisine dayanır. Bilim artık pek çok geleneğin gizemlerini belgelemektedir. Fiziksel, zihinsel, duygusal ya da ruhsal gerçekliklerin varlığı titreşim esasına dayanmaktadır. Elektronların sürekli hareket…

Psikoterapinin Şartları

1- Terapinin nihai görevi hastanın değiştiremediklerini yeniden yorumlamasıdır.

2- psikoterapi sistemli ve sürekli bir tedavi biçimidir.Tek bir seansta sihirli değnek değmişçesine değişim gerçekleşmesi beklenemez.

3- Sorumluluk yaratmak anlamına gelir.Sorumluluğun farkında olmak,kişinin kendi özünü , kaderini , hayattaki durumunu , duygularını hatta acı çekisini yarattığının farkında olmaktır.
Böyle bir sorumluluğu kabul etmeyen , çektiği sıkıntı için başkalarını yada başka güçleri suçlamaya devam eden hasta için hiçbir terapi olası değildir.

4- Psikoterapinin başarılı olması için hastanın değişimi gerçekten istemesi ve aktif bir biçimde psikoterapistin vereceği görevleri yerine getirmesi gerekir.

5- önemli olan başımıza gelen olaylar değil olayları yorumlayış biçimimizdir.

6- Değişim ve gelişim için insanın ihtiyaç duyduğu her şey özünde mevcuttur.Dışardan hiçbir kaynağa ihtiyaç yoktur. Terapist kişiye bu kaynakları nasıl ortaya çıkaracağının ve nasıl etkin bir şekilde kullanacağının farkı…

Pazartesi Notları #34

A Milli Takım bu kez başaramadı. Yine attık son dakikalarda ama karşımızdaki rakibin Almanya olduğunu unuttuk. Tereciye tere satılır mıydı? Almadılar. Katıldığımız son iki büyük turnuva arasına 6 sene koysak da her ikisinde de yarı finale ulaşabildik. Yine galiptir bu yolda mağlup diyelim kıssadan hisse.Belçika'da baş örtülü bir hanım işinden kovulmuş. Aynı olayların Türkiye'de yaşanması durumunda kıyameti koparan Avrupalı her kumaşı kendi boyuna göre dikiyormuş. İyiymiş. Cidden.Sezen Aksu’nun 3yıl aranın ardından çıkardığı son albümü Deniz Yıldızı son günlerde yanımdan eksik olmuyor.DMM Fırat, Atatürk devrimlerinin toplumda travmatize yarattığını söylemiş. NY Times’ın Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise de bunu gazetesine Batı’nın istediği şekilde yansıtmış. Türk toplumunun genelini bilemem ama kendisi ile aynı kafadan olanların travmaya uğradığı kesin. Baksanıza sadece başlarını örterek dini en ince ayrıntısına dek yaşadıklarını iddia edenler herkesten lüks yaşıyorlar. Erkekl…