Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran 22, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 41

- I can't do this, Sam. (Elijah Wood)
- I know. It's all wrong. By rights we shouldn't even be here. But we are. It's like in the great stories, Mr. Frodo. The ones that really mattered. Full of darkness and danger, they were. And sometimes you didn't want to know the end. Because how could the end be happy? How could the world go back to the way it was when so much bad had happened? But in the end, it's only a passing thing, this shadow, even darkness must pass. A new day will come. And when the sun shines, it will shine out the clearer. Those were the stories that stayed with you. That meant something, even if you were too small to understand why. But I think, Mr. Frodo, I do understand. I know now. Folk in those stories had lots of chances of turning back, only they didn't. They kept going. Because they were holding on to something. (Sean Astin)
- What are we holding onto, Sam? (Elijah Wood)
- That there's some good in this world, Mr. Frodo... and it…

Tanımlanabilmiş Uçan Nesneler

Hayat bulmaca gibiydi benim için 1 ay öncesine kadar. Ne zaman ki Lost'un dördüncü sezonu sana erdi geriye ne çözülecek bulmaca ne üretilecek teori kaldı. Zaman macerayı dizilerde, sanal alemde arama zamanı değil, gerçeğe dönüp heyecan yaratma zamanıydı. Boş işlerin büyük adamı olan ben, yine üşenmedim ve oturdum UFO'lar hakkında teori üretmeye başladım. Kaç zamandır kafamı buna yoruyorum. Evet, az önce de söylediğim gibi gereksiz bir adamım ben. Başka işim gücüm yok. Ancak öyle bir teori ürettim ki artık tüm televizyon kanalları peşimden koşturacak. Basın kapıma dayanacak. Evin arka odasında bulunan pencere bu gibi durumlarda acil çıkış kapım olacak. Belli de olmaz hani, atlatmam belki peşimdekileri. Ne de olsa bütün insanlığın hakkı bu dahiyane teori hakkında bilgi edinmek. G.O.R.A.'nın sonunda ana karakterin sözünü ettiği gibi: "Amerika sözüm sana. Yıllarca UFO dediğimiz nesneleri bize uzaylıymış gibi gösterdin. Kimi zaman dost, kimi zaman düşman olarak lanse ettin…

SOSYAL PSİKOLOJİ

En geniş anlamı ile sosyal psikoloji kişiler arasındaki etkileşimlerin bilimidir. Psikoloji ile sosyoloji arasında kalan bir alanda etkilidir. Psikolojik sosyal psikoloji olayları bireyden çevreye doğru incelerken sosyolojik sosyal psikoloji olayları çevreden bireye doğru inceler.

Sosyal psikolojide belli başlı dört kuram vardır.

a..Psikoanalitik kuram
b..Davranışçı kuram
ç..Rol kuramı
d..Alan kuramı

Sosyal psikolojinin kendi başına bir bilim olarak geçirdiği gelişimi yirminci yy'la kadar olan ve yirminci yy sonrası olarak iki kısımda ele alınır.
İlk devre MÖ.520'lerde 'Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma' diyen Konfuçus'la baslar. Sonraları Eflatun, birey toplum ilişkilerini vurgularken Aristo, bireyin sosyal davranışa olan etkilerini incelemiştir. MS 1378 sıralarında İbni Haldun insanın yaratılış icabı toplumsal bir varlık olduğunu belirtmiştir.
16. ve 17. yy'larda insanın sosyal davranışına ekonomik uyarıcıların etkisi ön plana çıkarken 17. Ve 18.yy&…

Yaşasın Cumhuriyet

Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da
televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
"Ben kendimi bildim bileli bu böyledir" diyor muhtar:
29 Ekim’de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını...
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
kirvesi tutmuş kolundan
yatırdılar bir kamp yatağına,
ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
elinde bıçağıyla,
çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
"Yaşasın Cumhuriyet" diye
Bunun üzerine de ekran karardı
Korkarım bu, sade Gölköylüler'in değil, umumuzun
sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
düştüğü bir tarihsel yanılgı.
Çünkü sünnet değil, farzdır cumhuriyet.

Can YÜCEL

Yaşıyorum Demek

Çok merak ediyorum kendimi
başıma bir şey mi geldi?
Öldüm mü, kaldım mı
Hiçbir haber yok kendimden
Bu sabah kapımı çaldım
kapıyı açan kendim
Bir süre kendime baktım
bu güleç yüz bendim
Oh ne güzel bir sabah
bugün de yaşıyorum demek
benden başka yok kimsem
beni merak edecek...

Aziz NESİN

The Nightmare Before Christmas

Tim Burton'un ilk stop-motion animasyon filmi 1982 yapımı Vincent sadece beş buçuk dakika sürmesine karşın eleştirmenlerce çok beğenilmiş ve yönetmene bu işi büyütmesi tavsiye edilmiştir. Önerileri dikkate alan Burton biraz geç de olsa, Vincent'dan 11 yıl sonra, 1993 senesinde, yepyeni bir stop-motion animasyon ile izleyicinin karşısına çıktı. Bu kez işi zordu yönetmenin. 5 dakikalık bir animasyondan 75 dakikalık bir animasyona geçiş yapıyordu. Çekimleri 3 sene süren filmde her bir kukla için 3000'den fazla kafa kullanıldı. Üstelik film bir müzikal olarak çekilecekti. Neyse ki bu yönden Burton'un kafası rahattı. Çünkü yapışık ikiz gibi çalıştıkları Danny Elfman bu konuda yardımına koşacaktı. Aslında risk almayı çok seven yönetmenin pek de canını sıkmıyordu zorluklar. Şayet haklı da çıktı. The Nightmare Before Christmas adındaki eser izleyenleri kendisine hayran bıraktı.
Her ne kadar Corpse Bride'yi daha fazla beğensem de The Nightmare Before Christmas ilk gözağrısıd…

DİNLİYORUM

Nihayet kavuştuk "Deniz Yıldızı"na. 3 yıl aradan sonra Minik Serçemiz muhteşem bir albümle karşımızda. Beklediğimize değdi diyebilirim. Harika bir albüm ama eski şarkılardaki tat yok gibi. Onno Tunç'un yokluğu kesinlikle hissediliyor. Herşeye rağmen dinlerken coşacağınız, hüzünleneceğiniz, duygu seline kapılacağınız bir albüm. Birbirinden güzel 14 parça var albümde. Çoğu parçalar Sezen Aksu'ya ait. Bu kadar beklemeye değmiş sevgili Sezen Aksu.
Teşekkürler....

İz TV

Neil Postman televizyon haberciliği ile ilgili bir kitabında şu sözleri kullanır; "Hava raporu sunucularından meteoroloji haritalarını iyi okuması değil, izleyiciyi cezbetmesi beklenir. O yüzden sevimli bir kişilik, meteoroloji dalındaki bir dereceden daha önemlidir". Buradan aptal kutusunun bilgiye değil daha çok görselliğe önem verdiği çıkarımını rahatlıkla yapabiliriz. Başlangıçta Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi dahilinde tamamen kamu yararı güden yayınlar yapılması mecburiyken, zamanla kâr kaygısı güden yayınlar yapılmaya başlandı ve kimsenin de buna sesi çıkmadı. Televizyon dünyasındaki tekelleşme televizyonu altın yumurtlayan bir tavuktan farksız kıldı. Medya patronlarının ortaya çıkması ile reklamlar baş tacı edildi ve televizyon bir nevi sirke dönüşmeye başladı. Yatay, dikey ve araçlararası tekelleşmeler bireyi ikinci plâna itti. 1990 yılında Turgut Özal'ın anayasaya rağmen oğluna televizyon kanalı açması iplerin artık tamamen koptuğunun bir göstergesiyd…

CAN YÜCEL'DEN

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü,yürürken sağa sola bak, öylesine değil,görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen
yanağından makas al..
Sonra,şöyle bir düş…

Creativity (18)

Nintendo Communion Day

ÖLÜ CANLAR

Çok severek okuduğum muhteşem bir rus roman klasiği. Çok sürükleyici ve cok zevkli ayni zamanda mizah dolu bir kitap. Zengin olma hayali ile yaşayan Çiçikov, köy köy dolaşarak, köylülerden ölmüş olan kölelerini satın almaktadır. Böylece devleti dolandırıp zengin olmanın yolunu aramaktadır. Aslında bu kitap iki cilt bir romanmış ama Gogol eleştirilere daha fazla dayanamayıp ikinci cildini imha etmiş. Bu kalan tek cildinde bile eksik olan taraflarının olması çok üzücüdür. Bir de şöyle bir söylenti vardır. Bu “Ölü Canlar” romanını Puşkin düşünmüş ama cesaret edip yazamamış, o da Gogol’a söylemiş o yazmış. Belki de bu yüzden eksik yerleri çok fazladır. Eksik de olsa edebi gücü çok kuvvetli olduğu için dünya klasiklerinin arasında yer almaktadır. Ne yazık ki, Gogol gibi muhteşem bir yazarın fazla çevirisi bulunmamaktadır. Klasik severler bu kitabı çok beğeneceksiniz. Herkese kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitabın Arkasındaki Not:
Ölü Canlar, 19. yüzyıla damgasını vuran büyük Rus romanının mila…

Teşekkürler

"Football is a simple game; 22 men chase a ball for 90 minutes and at the end, the Germans always win."

Dinlenmesi Gerekenler (30) - Torn

I thought I saw a man brought to life
He was warm he came around like he was dignified
He showed me what it was to cry

Well you couldn't be that man I adored
You don't seem to know-or seem to care what your heart is for
I don't know him anymore

There's nothin' where he used to lie
My conversation has run dry
that's what's goin' on

Nothing's fine
I'm torn
I'm all out of faith, this is how I feel
I'm cold and I am shamed
lying naked on the floor
Illusion never changed
into something real
I'm wide awake and I can see the perfect sky is torn
You're a little late
I'm already torn

So I guess the fortune teller's right
I should have seen just what was there and not some holy light

But you crawled beneath my veins and now I don't care, I have no luck
I don't miss it all that much
there's just so many things

That I can't touch
I'm torn
I'm all out of faith
this is how I feel
I'm cold and I am shamed
lying naked on the floor
Illus…

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 40

"You're right, I did lose a million dollars last year. I expect to lose a million dollars this year. I expect to lose a million dollars *next* year. You know, Mr. Thatcher, at the rate of a million dollars a year, I'll have to close this place in... 60 years." - (Citizen Kane - Orson Welles)

Bozkurtlar Diriliyor - Hüseyin Nihal Atsız

Çin kağanı Tay-tsung çok düşünceli idi. Birkaç gündür kendisinde bir başkalık, anlaşılmaz bir değişiklik seziyordu. ilk önce bunun ne olduğunu anlamadan içinde rahatsız duymuş, sonra düşüne düşüne rahatsızlığın nereden geldiğini bulmuştu: Korkuyordu: Hele gün battıktan sonra her karaltı, her gölge onu ürkütüyor, şu uğursuz ihtilalcilerden biri karanlıklar içinden çıkarak kendisine doğru yay gerip ok fırlatacak sanıyordu.

linkler:
http://www.sendspace.com/file/uyhs0f

Siyasi Vasiyetim Orjinal isim: Bormann Vermerke - Adolf Hitler

Eserimizi inşa etmek için barışa ihtiyacımız vardı. Ben her zaman barış istedim. Fakat düşmanlarımız tarafından hep savaşa itildik. 1933 Ocağında iktidara gelişimizden beri aralıksız olarak her zaman savaş tehdidi mevcuttu.
Bir taraftan her şeyi ele geçiren Yahudiler ve onlara koltuk verenler, diğer taraftan da politikada realist görüşü tatbik edenler vardı. Aslında bütün tarih boyunca bunlar birbirleriyle anlaşmaları mümkün olmayan iki ayrı düşünce cephesini temsil ediyorlardı. Bir tarafta düşünülmüş bir insanın ve dünya çapında bir formülün tatbik edilmesini isteyenler vardı, diğer tarafta ise realistler bulunuyord.

linkler: 5.95 Mb YENİLENDİ (3 kasım 2009)
http://uploading.com/files/em8e36f3/Adolf%2BHitler-Vasiyetim%2B%2528dunyaninkitabi.blogspot.com%2529.pdf/

Selam Dünyalı, Ben Türküm! - Vedat Özdemiroğlu

Yürüyüş yaparken zıplayıp tabelalara vuranların, evde gömlek, kravat ve süveterini çıkarmayıp sadece altına pijama giyenlerin, gazetedeki insan fotoğraflarına türlü çeşitli bıyık çizenlerin hikayesi...
"Kopya kişinin kıldığı namaz geçerli midir? diye soranların, uzaylı görünce taş atanların, işkembe -kokoreç yasaklanır diye AB'den soğuyanların, yeni dökülmüş betona imza atanların hikayesi...

Haftasonu ödevini pazar akşamına sıkıştıranların, bi arkadaşa bakıp çıkanların, duvarlarına geyikli halılar asanların, cep mesajında destan düzenlerin hikayesi...

Adaleti mafya tezgahlarında arayanların, Susurluk'tan sadece ayran çağrışımı çıkaranların, mermi manyağı yapanların/yapılanların, her şeye ülkücü ad bulanların hikayesi...

Otobüste cam kenarlarına oturan, akşam üstü hüzne dalan, Aziz Nesin'e rakı kadehiyle rahmet okuyanların hikayesi...

Her şeye ama her şeye alaturka bir tını verenlerin hikayesi...

Tebessümden öte bir şey var bu kitapta... Belki muzip bir kahkaha, belki de der…

Şarkılarla Geçtim Aranızdan

"Yağmurların denize düştüğü bir günde, bir sonbahar sabahı, sırılsıklam ve çırılçıplak geldiği dünyaya ilk çığlıklarını savuruyordu. 7 Kasım sabahına kadar hiçbir çocuk o kadar güzel ağlamamıştı. Sesi duyanların içini hiç bu kadar burkmamıştı. O hayatına ağlarken 33 sene sonra insanlar da ona ağlayacaktı oysa ki. İsmi Kazım oldu bebeğin, öfkesini yensin diye. Ama o kadar güçlüydü ki, öfkesi gizlenmek yerine yok oldu. Onun yerine sevgisi, umudu, insanlığı kaldı.
Annesi artık ağlamasın diye bir türkü söyledi Kazım’a. Sonra insanlar gülümsesin diye kendisinin, ve ardından herkesin aynı türküyü söyleyeceğini kim bilebilirdi.
Gözleri açıldı Kazım’ın bir sonbahar günü. Sonbaharın en ortasında, kışa dayanmışken mevsim, hüzün hakimken havaya, sesinden başka hiçbir yerde görülmedi onun hüznü. Yine içini burkuyordu dinleyenlerin dilindeki melodilerle, ama gözleri hep gülüyordu, güldürüyordu.
Küçüktü Kazım ilk eline aldığı bir mandolin oldu. Çıkan tını onu büyülüyordu. O büyülendikçe daha çok …

Big Fish

Küçük çocuk yatağına uzanmış ağırlaşan göz kapaklarına inat heyecanı son haddinde yaşıyordu. Elinde tuttuğu masal kitabına kendisini kaptırmış olduğu her halinden belliydi. Öyle ki odasının kapasının açıldığının bile farkına varmadı. Bunu biraz sonra, babası yanıbaşındaki tabureye oturduğunda fark edecekti. Ve sonra... Bir süre oğlunun kelimeler ve hayalgücü arasında gidipgelişini yüzündeki hafif tebessümle izlemekle yetinen baba, en nihayetinde dayanamayıp tabureye doğru yürüdü ve oturdu. İşte o an anladı çocuk odadaki tek kişinin kendisi olmadığını. Soran gözlerle baktı babasına. Adam söz aldı ve "Elinden düşürmediğin o masalların miadı doldu. Artık yenilerini, belki de gerçek olanlarını öğrenme vaktin gelmedi mi?" diye sordu. Çocuk "Neden?" ve "Nasıl?" arasında seçim yapmaya çalışırken babası bir kez daha sahne aldı. "Artık..." dedi, eş zamanlı olarak oğlunun elindeki kırmızı kaplı kitabı alırken, "...sana masalları ben anlatacağım. Gün …

Stephen King Romanları

Stephen Edwin King: ABD'li hikâye ve roman yazarı. Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2004 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı seneryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

kaynak:Vikipedi



Rar içeriği:
Ateş Yolu.doc
Azrail Koşuyor.doc
Buick 8.rtf
C.doc
Cep.doc
Çılgınlığın Ötesi.doc
Dennis'in Öyküsü.doc
Dolores Claiborne.doc
Ejderhanın Gözleri.pdf
Gece Yarısını Dört Geçe.doc
Gece Yarısını İki Geçe.doc
Göz.doc
Hayatı Emen Karanlık.pdf
Hayvan Mezarlığı.pdf
Kara Ev.doc
Kara Kule Cilt1 Kara Kule.doc
Kara Kule Cilt2 üçün Çizgileri.doc
Kara Kule Cilt3 Çorak Topraklar.doc
Kara Kule Cilt4 Büyücü ve Cam Küre.doc
Kara Kule Cilt5 Calla'nın Kurtları.doc
Kara Kule Cilt6 Susannah'nın Şarkısı.doc
Kara Kule Cilt7 Kule.doc
Karanlık Öyküler.pdf
Maça Kızı.doc
Mahşer.pdf
O.doc
Oyun.pdf
Ruh Dükkanı.doc
Sadist.pdf
S…

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 39

"Beneath this mask there is more than flesh. Beneath this mask there is an idea, Mr. Creedy, and ideas are bulletproof."(V for Vendetta - Hugo Weaving)

ERMİŞ, SÖRFÇÜ VE PATRON

Bu kitabı arkadaşım tavsiye ettiğinde çok önyargılıydım. Çünkü yıllar önce çok satanlar rafında oldukça uzun süre kalan aynı yazarın “Ferrarisini Satan Bilge” adlı kitabının yorumları hiç de iç açıcı değildi benim için. İçimde ister istemez bir önyargı oluştu. Arkadaşım elime bu kitabı tutuşturduğunda yüzüm negatif bir şekil aldı. İçimden dedim ki “kesinlikle okumayacağım bir kitap”. Uzun zaman kütüphanemdeki rafımda durdu ve toz kapladı üzerini. Bir gün karar verdim, bu önyargıyı yıkacağım dedim ve iki kitap okuduktan sonra bu kitabı okuyacağım diye söz verdim kendime. Beğenmezsem bırakabileceğimi de kendime telkin etim hep. Hiç sevmediğim bir şeydir aslında kitabı yarım bırakmak. Belki de o yüzden bu kadar zorlandım başlamak için. Sonunda kitabı okumaya başladım ve benim için çok kısa olan bir sürede bitirdim. Ve böylece önyargımı kırmış oldum. Gerçekten bu zamana kadar okumadığım için vakit kaybetmişim dedim. Hiç de öyle düşündüğüm gibi değilmiş. Bu kitabı okuduktan sonra bu yazarı…

Pazartesi Notları #33

A Milli Futbol Takımı bizleri rüyada yaşatmaya devam ettiriyor. Hayatın olduğu yerde daima umudun da var olduğu gerçeğini cümle alemin yüzüne yüzüne vuruyor. Gary Lineker'in "Futbol 22 kişinin bir topun peşinde koşturduğu ve sonunda hep Almanya'nın kazandığı bir oyundur" sözüne nazire yaparcasına son dakikada hedefi onikiden vuruyoruz. İsviçre maçının ardından tanrının bizim yanımızda olduğunu söyledik. Çek Cumhuriyeti maçından sonra da çekirgenin üçüncü adımda tepetaklak olacağı görüşünde hemfikirdik. Ancak futbolcular yenilmek nedir bilmiyor? Hakemin saatine baktığı anlarda bile çevirebiliyoruz. Rakip Almanya. Rahat olan biz olacağız. Bir futbol ekolü olan rakibimiz ise skor ne olursa olsun hep temkinli olmak zorunda kalacak. Futbol bu yüzden güzel. Tutkumuzun sebebi budur. Ağır kaçacak belki ama futbolu sevmeyenlere, sevemeyenlere acıyorum.Lig TV'nin hükümet yalakası olduğunu da öğrenmiş olduk. Yahu Hırvatistan'ı kupa dışına iterek son 4'e adımızı yazd…