Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2008'de...

...umut doluydum her zamanki gibi....isteklerim oldu bir türlü gerçekleşmeyen....hükümet çok canımı sıktı....muhalefet daha fazla canımı sıktı....herkesi teğet geçen kriz beni onikiden vurdu....kalbim bana ihanet etti....midem bana ihanet etti....ben hem kalbime hem de mideme ihanet ettim....Galatasaray şampiyon oldu....içmeden sarhoş oldum ki bu yılın sonlarına tekabül etmekte ve etkisi ısrarla sürmekte....çok fazla uykusuz kaldım....pek konuşmadım....pek duymadım....pek görmedim....mantığımı bir kenara bıraktım....kendime bol bol felaket senaryosu hazırladım....nasıl tebessüm edildiğini anımsamaya çalıştım....Noel Baba ile yine tanışamadım....karda kayıp kıçımın üzerine oturduğumda mutluydum....gözlerimi soldan sağa daha fazla hareket ettirdim....fazla izleyemedim....aftlarımdan kurtulamadım....gemileri yaktım.ve 2009'da......all i want is just an absinthe!

MUTLU YILLAR

Da Vinci Şifresi (pdf formatta)

tanıtım:
Robert Langdon Harvard Üniversitesinde görev yapan Amerikalı bir simgebilim uzmanıdır. Paris'te verdiği bir konferans sonrasında görüşmek için randevulaştığı Louvre Müzesi Müdürü'nün o gece, üstelik onunla görüşeceği sırada öldürülmesi sonucu kendini "baş şüpheli" olarak olayların içinde bulur.
Dünyayı kasıp kavuran Da Vinci şifresinin Türkçe uyarlaması güzel bir kitap..

linkler:
http://uploading.com/files/1fc62811/danbrdvinsifresi_dunyaninkitabi.blogspot.com.rar/http://hotfile.com/dl/28466912/7bd0f3a/danbrdvinsifresi_dunyaninkitabi.blogspot.com.rar.html
NOT:pdf formattadır bilgisayarınızda adobe reader kurulu olmalı

Atatürk'ün kehanetleri .lit uzantılı

tanıtım: ATATÜRK GELECEĞİ Mİ GÖRÜYORDU?
Bazı bilim adamlarına göre geleceği görme yeteneğinin merkezi,diansefal dediğimiz ve sempatik sinir sisteminin birleştiği beyin merkezidir.

özellikleri:
boyut: 203 Kb
yazar: K Kartal

linkler:
http://www.turboupload.com/files/get/Y8tse_-5lM/ataturkunkehanetleri.rar
alternatif
http://uploaded.to/?id=ihucp4

NOT: .lit uzantılı dosyaları açabilmeniz için MSReader adlı programı kurmanız gerekiyor
MSReader indir linki

Büyümez Ölü Çocuklar...

İsrail bombalıyor...
Savaş kanunlarını hiçe sayarak vuruyor...
Hastaneleri, okulları...
Ve çocukları vuruyor hepsinden öte...
Ağzında mermi yerine emzik taşıması gereken bebekleri...
Bela okuyorum, lanet okuyorum...
Hem İsrail'e hem de Gazze'de olan biteni sadece kınamakla yetinenlere...

Akasyanın Şarkısı

İlkbahar kokan bir sonbahar sabahına uyandı dalgın gözlerin
sen sonbaharın sarılığını eskiden hiç bilmezdin...
En güzel çiçeklerini uzatmıştı hep pencerendeki akasya
ondandır sen yaşamın kupkuru dallarını hiç görmedin...

Baharlar upuzun yollar gibi uzansın ömrüne!

Deniz kokan bir kıyı kasabasında uyandı yorgun gözlerin
sen fırtınaların ıslığını eskiden hiç bilmezdin...
Sevda çığlıklarıyla en güzel şarkılarını söylemişti hep göğündeki martılar
ondandır sen yaşamın azgın dalgalarını hiç tanımadın...

Denizler gökyüzü atlası gibi serilsin ömrüne!

Itır kokan çocukluk şehrinde uyandı dalgın gözlerin
sen ayrılıkların rengini eskiden hiç bilmezdin...
Annenin üstüne titremesi gibi taze ekmek kokusu taşımıştı hep sokaklar
ondandır sen yaşamın ayrık otlarını hiç bilmedin...

Sokaklar bayram sabahları gibi uzansın ömrüne!

Buğusunda hasret tüten bir İstanbul sabahına uyandı yorgun gözlerin
sen hasretin kokusunu eskiden hiç bilmezdin...
Yedi tepesinin her birinden aşkı büyütmüştü sana hep İstanbul
o…

MAVİ KARANLIK

“Benim yazarlarım”dan olan Vedat Türkali’nin Türkiye’nin 1980 öncesi siyasi gerçeğini de ortaya koyan harika bir romanı. İlk başlarda biraz sıkıcı gelse de, konuya hâkim olduktan sonra elinizden bırakamayacağınız bir kitaba dönüşüyor. Hatta kitap bitmesin diye ağır ağır okudum, her satırını içime işledim. Konusu şu şekilde işlenmiştir. Doktora öğrencisi Nergis ve fizik bölümünde asistan olan sevgilisi Korhan bir gün apar topar Bodrum’a giderler. Bodrum’a geliş sebepleri ise, Korhan’a gelen ölüm tehditleridir. Bir anlamda bu tehditlerden kaçıp Bodrum’a sığınmışlardır. Nergis’i burada bir sürpriz beklemektedir. Eski sevgilisi ressam Özgür. Nergis, Özgür’ün de Bodrum’da olduğunu öğrenince içinde fırtınalar kopar. Korhan ve Özgür arasında kalmıştır Nergis. İçsel hesaplaşmalarla, psikolojik analizlerle dolu, yazarın muhteşem anlatımıyla ve kurgusuyla muhteşem bir eser çıkmış ortaya. Vedat Türkali’nin bu ikinci kitabını kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.

Kitabın Arkasındaki Not:
Zaman: 12…

Kış

"Merhametsiz kış sabahlarından önce herkesin, ayaklarını ısıtmak için birine ihtiyacı vardır. Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir. Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar, sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü... Bu, sokulmanın mevsimi! Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi, kemikler, eklemler birbirine geçmeli... Kış, bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili!"

Ece TEMELKURAN

Pazartesi Notları #58

Bu sözü söylemiş: "Sırf yabancı oyuncuların Noel'i için ligin 16. haftada kesilmesini anlamıyorum. Bu müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır bana göre." Kim mi söylemiş, tabii ki Bülent Uygun. Nazarımda Ajdar birdir, bu iki... İkisini de gördüğüm yerde... Salyangozdan tiksinmem Bülent'ten tiksindiğim kadar.Birileri evimi sormuş. İşte burası.Kanal 7’de yayınlanan bir programda ölünün nasıl kefenlenmesi gerektiğinin uygulamalı olarak anlatıldığını duymuş muydunuz? En azından şimdi duydunuz. Konu mankeni temsili ölüden bahsetmiyorum bile... Akıl fikir...Tükenmez kalemim tükendiğinde garip bir hüzün kaplar yüreğimi...Ğ mi daha karizma yoksa W mi yoksa Q mu? Kim daha çok eksikliğini çekiyor, biz mi W ve Q’nun, gavur mu Ğ’nin?“Ne diye hitap etsem ki? Fifti Bey desem olur mu ki?”Beşiktaş’lı bir arkadaşım Yıldırım Demirören’e her seferinde ısrarla Tüpçü diyor ve ben her seferinde aynı sıfata gülmeden edemiyorum. Aynı arkadaş PES2009 oynarken Manchester United’li Brown’un …

Psikoloji ve Din

Psikoloji ve din


Yunanca'da psykhe, ruh; logos da bilgi demektir. Bunların ikisi bir araya gelince ruh bilgisi oluyor.Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu dördüncü asırda ikiye bölünerek, Doğu Roma, Batı Roma diye ikiye ayrıldı. Doğu Roma'ya daha sonra Bizans İmparatorluğu dendi, bu da Osmanlı Devleti tarafından ortadan kaldırıldı.
On yedinci asırda başlıyan Avrupa medeniyeti, Roma ve Atina'ya istinat eder. Yunanlılar felsefe yönünden zengin gösterilmiştir. Halbuki Orta Asya, Çin, Hint, Mezopotamya, Anadolu, Mısır, İran uygarlıkları Avrupa'dan çok ilerde idi. Sanayi devrimini başaran Avrupa, ezdiği insanlara kendini büyük gösterdi. Böylece Asya unutuldu, Avrupa gündeme geldi.

Bunun için İsra Suresi'nin 85'inci ayeti üzerinde yeterli çalışma yapılmadı, geçim derdine düşen insanlar, kendi ruhunu incelemeye fırsat bulamadı. Neticede Yunanca olan psikolojiyi Müslümanlar yıllar yılı okudu, öğrendi, sınıf geçti. Tahsilsiz Müslümanlar da, Atina ve Roma medeniyetini ezberliy…

BORDERLINE - Sınır Durum Vakaları

YOKLUĞUN SINIRINDAKİ HAYATLAR

Modern dönemlerin birçok olumsuz tezahürü onlarda mevcut; derin bir boşluk duygusu, değersizlik hissi, anlamsız bir acısı, istikrarsızlık… Borderline, yani sınır durum vakaları böylesi duyguları tüm şiddetiyle yaşıyor. Onların sayısı aramızda her geçen gün artıyor.

‘Havada uçuşan renkler düşün, hepsi benim ama bir bütünlük yok. Her zaman karşıdakine göre şekillenen biriyim.” “Sürekli bana heyecan veren şeyler arıyorum. İstikrar benim için çok sıkıcı, ruhum daralıyor.” “Nefret ve sevgiyi âdeta bir arada yaşıyorum.” “Bir anda geliyor, beynime kan gibi sıçrıyor. O an her şeyi yapabilirim.” “Kendimi bir hiç gibi, pislik gibi hissettiğimde bunu yıkmam lazım. Öyle anlarda siyahlaşıyorum. Ben karardıkça dünya da kararıyor. Bana canım diyen sanki canın çıksın diyor.” “Terk edilme korkusu bütün ruhuma, varlığıma hâkim oluyor.” “İçimde ciddi bir boşluk duygusu var, herkes tek ama ben yarımım resmen.”

Bu cümleler ‘borderline’ yani sınır durum vakalarına ait. Onlardan h…

Love Actually

Mükemmeliyeti aramayı bir kenara bırakalım. Pencereyi döven kar ile yağmura ve ısıtmaya çalıştığımız odamıza kapı altlarından sinsice sızan soğuğa inat içimizi ısıtacak bir şeyler yapmanın vakti geldi sanırım. Kışın tadını böyle çıkarmalı insan. Koymalı mesela bilgisayarına ya da DVD oynatıcısına bir film, izlemeli. Yanından kahvesini eksik etmemeli. Fakat içmeden önce salına salına yükselen kahve dumanı içe çekilmeli ki ciğerler de nasiplensin. Sırtımızdaki battaniye çoktaaan bedenimizle bütünleşmiş olsun. Amerikan filmlerinin bize gıpta ettirdiği o Noel günlerini yaşayamıyoruz belki bu topraklarda, ancak bazı şeyleri kendimizce yaşamanın yollarını keşfediyoruz bu sayede, üstelik kimse özelimize karışamıyor böyle anlarda ve bunun yaşattığı hazzın önüne geçebilecek tek bir Allah'ın kulu da olmuyor.
Love Actually tam da yukarıda çizmiş olduğum tablonun eksik kısmını tamamlıyor aslında. Size de sadece o kısmı tabloya yapıştırmak kalıyor. Film dilimize "Aşk Her Yerde" olarak…

Stand By Me

Abinin birinin aklına - ki bu abla da olabilir şu aşamada bilemiyorum - dünyanın çeşitli şehirlerine gidip sokak çalgıcılarına söylettiği Stand By Me'yi kaydetmek gelmiş. Sonra bunların hepsini bir güzel harmanlamış ve ortaya bu muhteşem video çıkmış.

Playing For Change: Song Around the World "Stand By Me" - Click here for the funniest movie of the week

Büyük Filmlerden Büyük Replikler - Volume 55

"I've never lived closer to danger, but I've never felt safer. I've never felt more confident, and people could spot it from a mile away. And as for this, the violence? I gotta be honest - it grew on me. Once you've taken a few punches and realize you're not made of glass, you don't feel alive unless you're pushing yourself as far as you can go."(Green Street Hooligans - Elijah Wood)

MİMLENMİŞİM :) GARİP HALLERİM

Canım arkadaşım Gamzelianne beni mimlemiş. Garip hallerimi sormuş bana. Aklıma ilk gelenler:

1. Kitaplarım pırlatalarım kadar çok kıymetlidir. Kimseye vermekten hoşlanmam. Vermişsemde mutlaka not eder, kafamda bir tarih belirlerim ve o tarihe kadar getirmezse mutlaka isterim.

2. Kitaplarımın içine mutlaka ismimi soyismimi, kitabı aldığım tarihi ve imzamı mutlaka kaydederim. Ayrıca okumaya başladım tarih ve saati de yazarım, imzamla birlikte. Kitabın son sayfasına da bitirdiğim tarih ve saati de mutlaka yazarım.

3. Okudum kitapların arasında canım oğluma küçük küçük notlar yazarım, kitabın boş yerlerine. O gün neler yapmışsak, önemli bir konu olmuşsa mutlaka kitabımın boş yerlerine kaydederim, tarih ile birlite. Yıllar sonra kitaplarımı okuduğunda küçük küçük süprizlerle karşılaşsın diye.

4. Kitap okumadan ve süt içmeden uyumam. Mutlaka 10 sayfa bile olsa okurum. Sabah gözümüaçar açmaz ilk işim süt içmektir. Bazen bir oturuşta 1 kilo süt bile içebilirim.

5. Her an her yerde, gürültüde, s…

Metal Gear Solid 3: Snake Eater

Her daim erkek çocukların kendilerini eğlendirmek ve oyalanmak için bulacakları meşgaleler kız çocukların sahip olduklarından daha fazladır. Kızlar köşe başlarında ya da oadalarında evcilik oyunlarına fena halde sararken, ve hatta belki de sokakta ip atlarken, erkek çocuklar sabahtan akşama kadar top peşinde koşturabilir, bir anda kendilerini kovboy-kızılderili çatışmaları arasında bulabilir, bilyeleri tokuşturabilir, meyve bahçelerini yağmalayabilir, yaşına başına bakmadan tavla bile oynayabilir, geride hâlâ zaman kalmışsa bilgisayar başına geçip kendini sanal dünyanın kolları arasına bırakabilir. En nihayetinde; "Based on a true story..."

Her ne kadar çocukluktan yeni çıkmış bir birey olsam da şimdiden özlem duyuyorum ben çocukluğuma. En çok da kaleleri taştan yapılmış bir sahada top koşturmak ve bilgisayar oyunlarında dünyayı kurtarmaktan haz alırdım. Geldiğim nokta itibari ile değişen hiçbir şey yok. Sadece toplara eskisi kadar sık vuramıyorum; hafta bir, iki haftada bir.…

ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK

Canım arkadaşım Fatoş tavsiye etti bana bu kitabı yine. Ağlayarak okudum, ağlayarak kapattım son sayfayı. Beni o kadar etkiledi ki bu kitap, bu sefer hiçbir yorum yazmayacağım. Ve herkese kesinlikle tavsiye ettiğim bu muhteşem romanının yorumlarını sizlerden bekliyorum.

Kitabın Arkasındaki Not:

Çizgili Pijamalı Çocuk, tanımlanması zor bir hikâye. Genelde arka kapakta kitapla ilgili bazı ipuçları veririz. Ama okumanın zevkini bozacağını düşündüğümüzden bu kitapta bunu yapmadık. Bizce, neler olduğunu bilmeden okumaya başlamanız çok önemli. Bu kitabı okumaya başladığınızda, Bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla bir yolculuğa çıkacaksınız (ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil). Ve er geç Bruno ile birlikte bir tel örgüye varacaksınız.Böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. Umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız.

Rol ve Oyunucu psikolojisinde mimik - Çağan Irmak

Yönetmenler

Filmleriyle duygularımıza hitap eden bu tıkanmış dönemin dönemecinde yer alıyor,
Çağan Irmak.

Komediden kurtuluşa kapı aralayan ve
o furyayla süregelip bitmek bilmeyen toplumsal kayboluşumuza,
mütevazi bir şekilde ışık tutabiliyor.

http://filmlerden.blogspot.com/2008/12/issz-adamn-ardndan-aan-irmak.html

Oyuncuları ise pek yerinde bir seçimle kendilerini aşıyorlar, filmde:

http://tiyatroda.blogspot.com/2008/12/gen-kuak-oyuncular-aan-irmak.html

Sineterapi - Dinçer Kocalar

Seçme bir film ve konuşabileceğiniz bir danışman

Seçme senaryolar üzerinden kaliteli bir oyunculukla karşılaştığınızda kendinizi o hikayenin içinde buluveririsiniz. Hikaye ister yaşanmış, isterse de yaşanmamış olsun..

Adımınızı salona attığınız andan itibaren artık, yakayı elevereceğiniz bir ortamın içindesinizdir.

Belki özdeşleşivereceğiniz bir rolde kıstırılıp kalacak, belki de biraz başbaşa sürüklenir bulacaksınızdır kendinizi...

Bunlar yaşanmaya değer olmuştur zaten hep,
ama bu kez biraz daha farklı, işte onu da siz keşfedin.

Uzman Psikolog Dinçer Kocalar'a yarattığı ortamlarda yapmış olduğu seçimleriyle ve bana yaşattıklarıyla bir kez daha minettar kalarak ayrılıyorum, Bizden Bire'deki seansımdan..

Seyrettiğim filmin özetle yaşattıkları iseyansıdı bile hayat sayfalarımıza:
http://filmlerden.blogspot.com/2008/12/million-dollar-baby-clint-eastwood.html

Belki bir dahaki seansa görüşmek dileğiyle;
Bu seçimlerin Acanda sını izleyebilirsiniz.
Sizlerde davetlisiniz.

Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana?
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?

Bir gün kızsan bana, alsan başını yüzbin yıllık yere gitsen
dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma
demedim mi sana yaraşır otağ kuran benim asıl.
Onu süsleyen, bezeyen benim demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana.
Sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakın.
Senin duru denizin benim demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi tövbeni bozarlar senin.

Oysa senin ateşin benim, sıcaklığın benim demedim mi?
Onu süsleyen bezeyen benim demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana.
Sen bir balıksın demedim mi,
demedim mi o kuru yerlere gitme sakın.
Senin duru denizin benim demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,
senin kolun kanadın benim, demedim mi?

Demedim mi yolunu v…

Pazartesi Notları #57

Kendimi yeniden bu bloga adayacak bir şeylere ihtiyacım var sanırım. Evet, böyle bir sorunum var.Blog dedim de artık bunları okumak yazmaktan daha hoş geliyor bana. Şimdiye kadar bunu layıkıyla yerine getirememiştim. Artık hak ettiğini düşündüğüm bloglara hakkını vermenin zamanının geldiğini düşünüyorum.Sizleri bilemem ama ben Yunanistan'daki son ayaklanma dolayısıyla Yunan halkını çok takdir ettim. Olayların patlak vermesine sebep olan şey 16 yaşındaki bir gencin polis kurşunuyla can vermesiydi. Adamlar bu olaya bizler gibi sessiz kalmak yerine ülkeyi polise dar ettiler. Türkiye'de her gün bir yerlerden "polislerin cesaretini" ortaya koyan haberler alıyoruz, üzülüyoruz ama hiçbirimiz bir şey yapmıyoruz!30 Ekim 1938'e götürüyorum sizleri. Amerika'dan bir eyalet ama hangisi olduğunu bilmiyorum. O vakitler tek bir radyo kanalı yayın yapmakta. Radyolarda da her akşam sesli tiyatrolar sergilenmekte. 30 Ekim akşamı sergilenecek tiyatro Orson Welles'in ünlü ese…

Anıl

KARANLIKTAKİ ADAM

Canım arkadaşım sevgili Evoironi tavsiye etmişti bu yazarı. İlk okuduğum "Ay Sarayı" kitabını ondan ödünç almıştım. “Benim yazarlarım” olma yolunda ilerleyen bir yazar oldu Paul Auster canım arkadaşım sayaseinde. Okuduğum ikinci kitabıyla beni büyüledi. Kısa, akıcı ve çok güzel bir yapıt bence. Kitabın kahramanı Pulitzer ödüllü emekli bir eski kitap eleştirmeni 72 yaşındaki August Brill'dir. Brill’in uykusuz kaldığı bir gecede kafasında kurduğu hikâyenin kahramanı ise savaş mağduru Owen Brick’tir. Brill’in torunu ile kurduğu ilişki imrenilecek düzeyde. Özellikle torun-dedenin paylaşmış olduğu çeşitli filmler hakkındaki görüşler. Çoğu edebiyatçılardan olumsuz eleştiri almasına rağmen ben çok beğendim. Sizi hayal kırıklığına uğratmayan bir kitap da denebilir. Bir solukta okuduğum bu kitabı herkese kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitabın Arkasındaki Not: Uçsuz bucaksız Amerika kırsalının bir beyaz gecesinde daha, dünyayı kafamın içinde döndürerek yeni bir uykusuzluk nöbetiyle b…

Yeşilçam'ın Yüzleri

Uzun zamandır anlamlı bir anket eklemeyi düşünüyordum. Daha önce yaptıklarımdan çok uzakta, içinde espri barındırmayan, tadında, ve gerçekten anlamlı bir anket... Geçtiğimiz günlerde bir belgesel kanalında rast geldiğim "Fantastiğin Sineması" adlı yapımı izlerken yer çekimini buldum! Bir yılı aşkın süredir burada elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar bir kez olsun Türk sinemasının miladı olan Yeşilçam hakkında yazmamış olduğuma şaşırdım. Üzüldüm biraz da, kendime kızdım. Her ne kadar konusu açıldığında aşağılamaktan vazgeçmesek de kendimizi inkar ediyoruz biraz da... Çünkü öyle ya da böyle, bir şekilde, rastladığımızda televizyonda ilk izlediğimizde hissettiklerimiz bedenimize hakim oluyor. Dünyanın hiçbir sinemasında bulamayacağınız bir sıcaklığı var Yeşilçam'ın... Ben sanmıyorum ki Türkiye dışında başka bir ülke fi tarihinden kalma filmlerini, hâlâ, televizyon kanallarında yayınlasın. Kimse sittin sene önceki yapımlara ilgi duymaz. Aslında ilgi duymak d…

A.R.O.G.

Beklediğimden daha komik buldum A.R.O.G.'u. Aslında daha doğru bir tabirle A.R.O.G.'a giden süreç, film ve filmden sonrasını bir bütün olarak ele alırsam bunu iddia edebilirim.
1 ay önceden almıştım biletimi. Fakat ilk güne değil, ta 11 Aralık'a. İlk gün dururken neden 6 gün sonrasına aldığımı sormayın, yanıtını ben de bilmiyorum. G.O.R.A.'dan bu yana bir komedi filmine ciddi anlamda güldüğümü hatırlamıyorum. Buna yabancı yapımlar da dahildir. Ne idüğü belirsiz, 3 günde çekilen, ilkokul esprileri ile belden aşağı komikliklerle dolu ve film adı altında yutturulmaya çalışılan Türk menşeili yapımlardan bahsetmiyorum bile.
A.R.O.G. vizyona girmeden evvel yerden yere vurulacağını tahmin ediyordum. Millet olarak pek bir şey beğenemiyoruz biz, hele söz konusu sinemaysa hiç! Gözünün üstünde kaşı olmayanı idam sehpasına gönderiyoruz gözümüz kara... Velhasılı kelam yanılmadım da. Film hakkında yapılan yorumların yüzde 75'i olumsuzdu. Neye dayanarak? Karşılaştırmayı da çok sevi…

Pazartesi Notları #56

Girişlerden nefret ederim. Bir türlü beceremiyorum. Konulara dalalım hemen!Tüm gariplikler bizde olmuyormuş mesela. Hani şu “Ancak Türkiye’de olur” dedirtenlerden bahsediyorum... Kameralarımızı İngiltere’ye çevirince görüyoruz ki abimizin biri atın tekine tecavüzde bulunmuş. Üstelik bunu aynı ata ikinci kez tekrarladığı için 3 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Artık kendimizi biraz daha rahat hissedebiliriz sanıyorum...Medeniyetin kalan son dişini de kırmışız. Van’da kurulan bir kadın derneği bir yıldır faaliyetlerini yürütebilmek için bir ofis kiralayamamış. Bunun nedeni ilde kadınlara kiralık daire verilmemesiymiş. Yine de şahlanıyor atlar!Asitli içeceklerin içine inadına buz katanlara sinir oluyorum ben mesela. O buzlar eriyor, sonra içeceğin tadı allak bullak oluyor... İnsanın midesi bulanıyor tabii!“Sevgilim sevgilim nasılsın, soğuk iç sesin kısılsın, köpüklü banyo yaparken, birden sular kesilsin”İz TV’nin Özel Gösterim’lerine dikkat edin! Arada bir ısrarla yayınlanan “Fantastiğin…