Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan 10, 2005 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

O Simdi Mahkum ;o)

©Constantin

Evet triloji (?!) yani 3 bölüm olarak tasarlanan"O Simdi .. " filmleri devam ediyor. "O Simdi Asker"(He Is In The Army Now)'dan sonra 2. bölüm gösterimde. O bi Abdullah Oguz filmi.. O bi Levent Kazak senaryosu.. O biir "O Simdi Mahkum" yada "In The Jail Now" ve 14 nisan'dan itibaren TR sinemalarinda gösterimde! :o)

Son yillarda Almanya'dada türk filmleri konusunda bi canlilik söz konusu. Artik buradada yeterince bi kitleye sahip olduklarini anlamis olmalilar. 2 hatta 3 kati bi bilet fiyatiyla filmler (aradan 1-2 yil gecmesini beklemeden) buradada vizyona giriyor. 21nisan'dan itibaren bu film Avrupa'da 65 sinemada gösterime girecek. Ve ve.. 21 nisan aksami Köln'de Gala'si var ;o) Gala'ya Burhan Öcal, Yavuz Bingöl, Athena Gökhan Özoguz, Melisa Sözen, Levent Kazak ve Abdullah Oguz katilacakmis. Daha evvelde 'Neredesin Firuze' ve 'Vizontele Tuuba'nin Gala'larini katilmistim ve benim bekle…

La'L..

©yEsiL

Aşk'ını arar vaziyette boşlukta salınan lal meleğin karşısına bir derviş-su-melek çıkmış bir gün. Gözlerinin taa içine bakmış lal meleğin ve avucuna üç küçük lal taş bırakmış. “Biri ben, biri sen, biri aşk olsun” diyerek.. Öyle aniden olmuş ki her şey.. Lal melek, lal rengi bir sükut içinde; elinde lal rengi taşları, yaşananların hızı ve aşkından lal rengi alevler içinde.. Ömrünün ortasında asılı duran 3 nokta gibi sen-ben-aşk taşlarına bakmış lal melek; üçü de “aynı”ymış aslında, üçü de Aşk'mış! Elini kalbine götürmüş lal melek, yokmuş orada kalbi ama yeri hala sıcak, hala inliyor.. Kim bilebilirmiş ki derviş-su-melek’in o üç laltaşı bırakırken, Aşk'ı bozulması imkansız bir büyü gibi lal meleğin başına sararken bir yandan da kalbini gizlice kanatları arasına alıp gittiğini..



Kaynak: Bilinmiyor :o(

Le Petit Prince - Kücük Prens

.. Bu cicegi daha iyi tanimayi cabucak ögrendim. Kücük Prens’in gezegeninde her zaman cicekler bulunyordu. Cok yalin, tac yapraklari tek sirali, hic yer kaplamayan ve kimseyi rahatsiz etmeyen ciceklerdi bunlar. Bir sabah otlarin arasinda görünüyorlar, aksam da sönüp gidiyorlardi. Ama bu cicek, bir gün, nereden geldigi bilinmeyen bir tohumdan filizlenmis ve Kücük Prens, baska filizlere benzemeyen bu filizi cok yakindan gözlemisti..

".. Bald sollte ich jene Blume besser kennenlernen. Es hatte auf den Planeten des Kleinen Prinzen immer schon Blumen gegeben, sehr einfache, aus einem einzigen Kranz von Blütenblättern geformt; sie spielten keine grosse Rolle und störten niemanden. Sie leuchteten eines Morgens im Grase auf und erloschen am Abend. Aber jene eine hatte eines Tages Wurzeln geschlagen, aus einem Samen, weiss Gott woher, und der Kleine Prinz hatte diesen Spross, der den anderen Sprösslingen nicht glich, sehr genau angesehen! .."


©Antoine de Saint-Exupéry

Âfitâb-ı gülzâr, tuğ-ı şâhî, ferah-âver, nîze-i rummânî, bî-mânend,.. kisaca: LaLe!

© John Perkinson

Yoktur bu âb u tâb ne mihr ü ne jâlede
İzhâr-ı kudret eylemiş Allâh şu lâlelede


Demek olur ki: “Şu lâledeki parlaklık ve berraklık ne güneşte, ne de çiğ tanesinde var. Galiba Allah şu lâleyi yaratırken insanlara kudretini göstermeyi istemiş. (veya Lâle kelimesiyle Allah ism-i celali aynı harflerle yazıldığı için lale’ye bakanlar oradan “Allah” adını okurmuşlardır).”


© Heidi Swanson

Lâle, her ne kadar atalarımız tarafından Ortaasya’dan getirildi denirse de aslında vatanı kesin olarak belli olmayan bir çiçektir. Kanunî devrinde İstanbul’da büyükelçi olarak bulunan Avusturyalı ünlü seyyah ve yazar O. G. Busbecq, hatıralarında, Batı dillerindeki tulip (Latince tulipa, Almanca tulpe, Fransızca tulipe, İngilizce tulip, İtalyanca tulipano, Rusça tul’pan) kelimesinin Türkler tarafından “tulipan” şeklinde telaffuz edildiğini ve bununda Türklerin başlarına sardıkları “tülbent” ile alakalı bulunduğunu yazarak Avrupa’nın lâleyi Osmanlılar aracılığıyla tanıdığını söyler. Nitekim Anadol…

Su & Ateş

©John Perkinson

Suve Ateş'in HiKaYe'si..

".. Ateş bir gün Su'yu görmüs yüce daglarin ardinda.. Sevdalanmis onun deli dalgalarina, hircin hircin kayalara vurusuna.. Yüregindeki duruluga demis ki Su'ya: 'Gel sevdalim ol, hayatima anlam veren mucizem ol!'. Su dayanamamis Ateş'in gözlerindeki sicakliga "Al, yüregim sana armagan" demis. Sarilmis Ateş'le Su birbirlerine sıkıca kopmamacasina..

Zamanla Su, buhar olmaya, Ateş kül olmaya baslamis. Ya kendisi yok olacakmis ya Aşk'ı.. Bastan alinlarina yazilmis olan kaderi de yüregindeki kederi de alip gitmis uzak diyarlara Su..

Ateş kizmis yakmis ormanlari.. Aramis Su'yu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu. Bir gün gelmis Su'ya varmis yolu; bakmis o duru gözlerine Su'yun biraz kirgin biraz hircin. Ve o an anlamis; Aşk'ın bazen gitmek oldugunu.. Ama gitmenin yitirmek olmadigini. Ateş durmus susmus ve sönmüs Aşk'ıyla..

İste o zamandan beridir ki: Ateş Su'dan, Su Ateş'te…

Foklar ve ve..

Italya gezisi bitince "YuNuS"lar hakkinda yazi ve fotolar koymayi düsünüyordum günlügüme.. Bugün gelen bi mail ile "FoK"lara öncelik tanimak istedim. Onlarin Kanada'da yasadiklari hüzünlü HiKaYe'lerine zaman zaman medyalarda izliyoruz veyahut bi yerlerde katliam resimleri ile karsimiza cikiyorlar. Her ne kadar da görmek duymak istemesek te bi yerlerde sürekli baska masum yada olmayan canlar acitiliyor.. Hayatta kalma felsefelerinden biri olsa gerek bu da. Hangisi gerekli hangisi gerekli diil oldugu da ayri bi tartisma konusu..

Hepimiz biliriz madur hayvanciklarin en tatli fotolariyla süslenir bi yardim kampanyasi icin avisler. Baskalari sirf 'acisinlar' diye yapildigini düsünseler de ben simdi sözü fotolara birakiyorum..
©www.mare.de©www.mare.de
©www.mare.de - Bu son fotodaki arkadas korunma altina alinmis ve sanirim onu ceken fotocuya slm veriyor ;o)

Ve asil maille birlikte gelen "Foklar sizin desteginizi bekliyor" adli sitenin linki iste bur…